Brüksel Rehberi: Son Derece Lokal Bir Rehber

Brüksel, birçok kez gittiğim ve uzun sayılabilecek kadar kaldığım için benim için artık turistik bir şehir olmaktan çıkıp iyi bildiğim, lokal gibi yaşadığım bir şehir haline geldi zaman içinde. Bunda tabii ki orada yaşayan arkadaşlarınız olmasının payı büyük, beş yıldır orada yaşayan İrem gibi bir arkadaşınız varsa ve her gittiğinizde haftalarca kalabiliyorsanız o şehrin sizin gözünüzde  turistik olma imkanı olmuyor ve şehri daha farklı şekilde deneyimliyorsunuz. O yüzden baştan belirteyim, bu bir ‘Brüksel’e ilk kez gidiyorsak ne yapalım rehberi’ değil, çok daha lokal ve hayatın içinden bir rehber. Siz eğer ilk kez gidiyorsanız ya da daha turistik bir rehber arıyorsanız ona da tabii ki bir çözümüm var, Brüksel gezi rehberi ve Brüksel yeme içme rehberi son derece detaylı ve tam olarak aradığınız şey olabilir. Benim önerim ise kaçıncı kez gidiyor olduğunuzdan bağımsız olarak şu an okuduğunuz rehberi ve önceki rehberleri birleştirerek hepsinden birlikte yararlanmanız, sonuçta şehir büyük, rehberler detaylı. 

Brüksel’i çok kez ziyaret etmiş ve şehri iyi bilen biri olarak Brüksel hakkındaki genel düşüncelere de az çok hakimim, Avrupa’nın başkenti olarak sayıldığı için aslında birçok kişi tarafından bürokrasi şehri olarak görünüyor, çok da eğlenceli olmayan bir şehir olarak değerlendiriliyor. Tam olarak katılıyorum da diyemem, katılmıyorum da diyemem. Mesela özel bir ilginiz yoksa ‘mutlaka görmelisiniz’ şehirlerinden biri değil bence, ama keyifli de bir şehir aynı zamanda. Aslında turistik görevleri bir yana bırakırsak şehrin turistlerden uzak kalan diğer bölgelerinde de yapacak birçok şey var- ki bugün bizim konumuz da tam olarak bu. Yine de bu kadar şey söyledikten sonra hakkını vereyim ben şehri görsel olarak oldukça estetik buluyorum ve her ne kadar çok kez gitmiş olsam da bir noktada kendimi Grand Place’da buluyorum çünkü Avrupa’daki çok güzel meydanlardan biri burası. Ayrıca şehirde art nouveau akımının hakim olması nedeniyle binalar da çok güzel, bir gün boyunca çıkıp sadece bina fotoğraflayarak geçirdiğim günler az değil. Özetle ben Brüksel’i seviyorum aslında, birçok yönünü görüp bildiğim için de tanıdık hissettiriyor. 

‘Lokal rehber’ adındaki şu an okuyacağınız bu Brüksel rehberi, daha çok mekan odaklı bir rehber. Başta da belirttiğim gibi Brüksel Gezi Rehberi ve Brüksel Yeme İçme Rehberi ile birleştirirseniz çok daha fazla anlam ifade edecektir. Siz onları da listeye alın, hadi biz lokal rehberimize başlayalım. 

Brüksel- Etterbeek 

Etterbeek, şehrin hiç turistik olmayan ama bir o kadar da güzel olan bir yerleşim bölgesi. Aslında en turistik noktamız olan Grand Place’a 3 km kadar uzağız, öyle çok da şehrin dışında değiliz. Burada parkından dünya mutfağına birçok seçenek var ve hepsine tek tek bakacağız. 

Place Jourdan 

Her şeyi bulabileceğiniz bir meydan olan Place Jourdan, benim her günümü geçirdiğim yer olma özelliği taşıyor. Cafesinden marketine, büfesinden pazarına her şeyi var. Place Jourdan’da neler olduğuna tek tek bakalım.

Cafe Or

Tam bir mahalle kahvecisi. Bilgisayarınızı alıp çalışmak mı istiyorsunuz, kitap mı okuyacaksınız, arkadaşlarınızla sohbet mi edeceksiniz, hepsini burada yapabilirsiniz. Kahveleri, tatlıları gayet lezzetli. Eğer çalışmak için gidecekseniz önden uyarayım, saat 11den itibaren doğru düzgün masa kalmayabiliyor herkes bilgisayarları kapıp yerleşiyor çünkü. Onun dışında yine oldukça kalabalık bir yer ama oturup kahve içecekseniz mutlaka yer bulursunuz. 17.00’da kapatıyorlar, bilginize. 

Maison d’Antoine 

Place Jourdan için turistik değil dedim ama tek bir şey için turistik olacak olsaydı burası için olurdu. Brüksel Yeme İçme Rehberi’nde de bahsettiğim gibi patates kızartması şehirde çok popüler ve Maison d’Antoine da bunların en popüler olanlarından. Burada asıl olay patates kızartmalarının türlü türlü sosları olması. Meydanda özellikle hava güzelken buradan bir patates alabilir, keyfini çıkarabilirsiniz. Güzel mi derseniz tabii güzel ama öyle inanılmaz bir tarafı da yok. Patates kızartması dışında burger, sosis gibi şeyler de satıyorlar ama denemedim bir şey diyemeyeceğim. 

First Bar

Maison d’Antoine’ın hemen karşısı, hem de buradan patates alıp bu barda biranızı içerek patatesinizi yiyebiliyorsunuz. Gündüz saatlerinde boş olduğu için benim en sevdiğim barlardan biri olmuştu, sakin sakin kitap okuyup bira içebiliyordum. Akşam saatlerinde doluyor. 

13 Degrés Wine Bar 

Yine aynı meydanda, birkaç bina ilerideyiz ve şarap barımız karşımızda. Farklı şarapları deneyerek bir şeyler atıştırabileceğiniz keyifli bir bar, tavsiye ederim. 

Place Jourdan Pazarı 

Pazar günleri sabahtan burada bir pazar kuruluyor (daha kaç kez pazar diyeceğim ama böyle ifade edebiliyorum) ve 14.00 gibi bitiyor. Çeşitli lokal yiyecekler, çiçekler, peynirler, sebzeler meyveler, mantarlar gibi aklınıza gelecek gelemeyecek birçok şey satıyorlar. Gittiğim yerlerin pazarlarını gezmeyi çok sevdiğim için burayı da seviyordum denk gelirseniz yüzde yüz lokal bir aktivite. 

Parc Leopold

Place Jourdan’ın hemen arkası, Parc Leopold. Meydandan yiyecek bir şeyler de alabilirsiniz, Carrefour’dan birer bira da kapabilirsiniz, veya hiçbir şey almadan da yürüyüş yapmak için bu parka gidebilirsiniz. Parkın içinde Avrupa Birliği Tarihi Müzesi var, giriş ücretsiz. 

Place Jourdan’dan Bir Adım Dışarı Çıkıyoruz 

Az önce saydığım her yer tam olarak Place Jourdan’da, bu kez de fazla uzaklaşmıyoruz ama biraz daha meydanın ara sokaklarına giriyoruz ve çevresinde dolanıyoruz. 

Paul 

Paul Fransız bir patisserie zinciri, yani bir çeşit pastane. Burayla ilgili biraz karışık düşüncelerim var mesela bence kruvasanları pek iyi değil ama tartları güzel. Sandviç, kruvasan, bütün pasta, tartölet, kiş gibi tatlı tuzlu birçok ürün satıyorlar. İsterseniz içeride oturacak yerleri de var isterseniz paket de alabiliyorsunuz. Paket alıp güzel havalarda çevredeki parklara gitmek keyifli oluyor. 

Oakberry Açai 

Hemen Paul’ün karşısında sizi hem smoothie hem açai bowl satan Oakberry bekliyor. Smoothienizin veya açai bowlunuzun boyunu seçiyorsunuz, üzerine çeşit çeşit istediğiniz şeyi ekleyebiliyorsunuz. Epey lezzetli ve keyifli bir alternatif. 

La Pizza e Bella 

Lezzetli pizzaları ve suratsız çalışanları ile (ben gittiğimde öyle denk gelmişti şimdi bilemem tabii) La Pizza e Bella, o civarda epey güzel napoliten pizza yapan keyifli bir restoran. Rezervasyon yaptırmanız tavsiye edilir, ayrıca panna cottaları da çok güzel. Buranın ayrıca Sablon’da da bir şubesi bulunuyor.

Eccettera 

Yine bir İtalyan restoranındayız, bu kez makarna yiyoruz. Burası da yine bu civarda epey kalabalık ve popüler bir restoran, rezervasyon tavsiye edilir. Yemekleri güzel, muhteşem diyemeyeceğim ama keyifli. Biz gittiğimizde orada yeni çalışmaya başlamış ve çat pat Fransızca bilen müthiş güler yüzlü İtalyan Giovanni bize çok güzel servis yapmıştı kendisine buradan tekrar teşekkürlerimi ileteyim, suratsız garsonlardan sonra seni sevdik Giovanni. 

Piola Libri 

Piola için Place Jourdan’dan biraz uzaklaşmanız gerekiyor, çok değil aslında on dakika yürüme mesafesinde. Burası da İtalyan barı, gerçekten de içinde yüzde doksan oranında İtalyanlar oluyor. Aperitivo da yapabilirsiniz denk gelirseniz. Epey tatlı bir yer, tavsiye ederim. 

Cinquantenaire 

Burası aslında Brüksel’de yapılacaklar listesinde sık sık karşımıza çıkıyor çünkü oldukça büyük bir park ve içinde Askeri Müze, Sanat ve Tarih Müzesi, Victor Horta’nın tasarladığı ‘Temple of Human Passion’ gibi birçok şey bulunuyor. Bu civardaysanız bu parka da çok yakınsınız, mutlaka uğrayın. 

Brüksel- Ixelles

Brüksel’in bir önceki gelişimde en çok zaman geçirdiğim bölgesiydi Ixelles. Burada birçok şeyi bir arada görmeniz mümkün, mesela şehrin lüks caddesi Avenue Louise de burada, Afrika mahallesi olan Matongé de burada. Avenue Louise civarında Ganesh diye bir Hint restoranı var, yemekleri gayet güzel. Denk gelirseniz ve Hint mutfağı seviyorsanız tavsiye ederim. Cup 28 de buralarda bir yerlerde, kahvaltı için keyifli bir seçenek. 

Place du Luxembourg

Lokaller tarafından Plux, Place du Lux gibi isimlerle anılan Place du Luxembourg, Avrupa Parlamentosu’nun çok yakınında olduğu için burada çalışanların akşam iş çıkışı aktivitesi genelde buralardaki mekanlara gitmek oluyor. Her perşembe buradaki barlarda buluşmak şehrin, özellikle parlamento çalışanlarının geleneği gibi bir şey diyebiliriz. Eğer perşembe akşamı ne yapayım diye düşünürseniz mutlaka buraya bir uğrayın, çok hareketli oluyor. 

Brüksel- Matongé

Ixelles’in bir parçası olan Matongé, Brüksel’in Afrika mahallesi. Bir önceki rehberimde zaten buraya ufak bir değinmiştim ama bu kez burada daha fazla zaman geçirme şansım oldu. Şehirde yürürken bir şekilde kendimi buradan geçerken bulduğum için en az yirmi kez geçmişimdir ana caddesinden. Aslında Matonge, buranın çok da güvenli olmayan bir yeri sayılıyor ama ben pek öyle bir şey hissetmedim, çok geç saatlerde geçmediğimi de belirteyim. Bu bölgede birçok farklı dünya mutfağı restoranı bulabiliyorsunuz, ayrıca Chaussée de Wavre caddesinin sonu da alışveriş caddesine çıkıyor. Rue Neuve’den sonra en çok mağaza bulabileceğiniz yer burası. Dünya mutfağı dedik, denediklerimi de detaylandırayım. 

Osteria Bolognese

Burası geçen geldiğimde de listemdeydi fakat bir şekilde deneyememiştik. Sonradan öğrendiğim üzere inanılmaz popüler minik bir restoranmış ve asla yer bulunmuyormuş. Başka bir yere evden çıkmış yürürken buranın önünden geçtik ve şansımızı deneyelim dedik, iyi ki de denemişiz çünkü tam da o an birileri rezervasyon iptal etmiş. Brüksel’de değil de İtalya’da gibi hissettiren gerçekten de çok lezzetli yemekleri olan bir İtalyan restoranı, denk gelirseniz tavsiye ederim. 

Deuxieme Element

Burası da yine bu civarlarda bir Thai restoranı. Menüsü çeşitli ve yemekleri de lezzetli. Yine oldukça kalabalık olabiliyor yer bulabilmeniz olası ama rezervasyon iyi bir fikir olabilir. 

Brüksel- St. Gilles

St. Gilles, Brüksel’in tamamen lokal bir bölgesi. Bölgenin bana kalırsa en güzel yanı art nouveau tarzı binaları. Harika bir bölge olduğunu söyleyemeyeceğim ama sokaklarında gezerken binaların güzelliğini siz de fark edeceksiniz. Şehrin en ünlü mimarı olan Victor Horta’nın evi de bu bölgede bulunuyor, gezmeye bir türlü fırsatım olmamıştı bu kez gezebildim ve kesinlikle görmenizi tavsiye ederim, çok güzel bir müze. St Gilles Kilisesi’nin olduğu meydan aynı zamanda bölgenin hareketli meydanlarından biri ve meydanda birçok mekan bulunuyor. Gündüzleri sakin olsa da yine geceleri kalabalık oluyor tabii ki. Meydanda en beğendiğim yer Maison du Peuple, buralarda dolanırsanız uğramanızı ve bir bira içmenizi tavsiye ederim. Burada ayrıca ikinci el kitapçılıkta çığır açan bir dükkan olan Pele-Mele var, inanılmaz sayıda bir kitap seçkisi var. Çoğu Fransızca olsa da İngilizce, İspanyolca gibi dillerde de bir şeyler bulabilirsiniz. Her Brüksel rehberimde burayı övmeden geçemiyorum. 

Brüksel- Marolles

Marolles, Brüksel’in antika ve ikinci el dükkanlar bulabileceğiniz bölgesi. Burada aynı zamanda sokak sanatına dair birçok şey de bulabilirsiniz, gezerken bol bol binaların duvarlarına bakmayı ihmal etmeyin. Bu bölgenin meydanı olan Jeu de Balle’de aynı bir antika pazarı da kuruluyor, hafta içi 14.00 ve hafta sonu 15.00’a kadar gezebilirsiniz. 

Brüksel- Grand Place& Sablon 

Brüksel’in bütün lokal bölgelerini tek tek dolandıktan sonra aslında Brüksel Gezi Rehberi’nde detaylı bahsetmiş olduğum Grand Place ve Sablon’a da burada tekrar değinmeden olmaz diyerek rehberin sonuna ekleme kararı aldım. Çünkü turist de olsanız lokal de olsanız buralara yolunuz mutlaka düşüyor ve Sablon, benim Brüksel’de en sevdiğim yer olabilir. Ama tekrar söyleyeyim, Grand Place ve turistik yerler hakkında gerekli ve detaylı bilgi için sizi Brüksel Gezi Rehberi’ne beklerim, aşağıda yazacaklarım bu rehberin tamamlayıcısı niteliğinde.

Grand Place ve Çevresi 

Grand Place, şehrin ana meydanı. Meydanda birçok mekan bulunuyor ama tahmin edebileceğiniz üzere son derece turistik mekanlar. Yine de bence böyle bir meydana gelmişken tam ortasında oturup birer içki içmek keyifli oluyor, böyle yerlerde yemekler genelde özensiz olur ama sonuçta bira ya da kokteyl birçok yerde benzer ve risksiz bir seçenek. Meydandaki çikolatacılardan çikolata almanızı kesinlikle tavsiye etmem çünkü gerçekten kötü mü diyerek geçen sefer denemiştim, gerçekten kötü ve kalitesiz. Eğer çikolata alacaksanız Galeries Royales du Saint Hubert’e gitmenizi tavsiye ederim, çok yakınlarda. Meydanın ara sokaklarında mutlaka gezmeyi ihmal etmeyin, hatta buralara kadar gelmişken birkaç mekan önerisi de vereyim. 

Chez Léon

Chez Léon, her ne kadar çok turistik olarak bilinse de ben çok memnun kaldım hem yemeklerinden hem de servisinden. Kocaman bir mekan olmasına rağmen çok kalabalık olduğu için yer bulmak zor olabiliyor, rezervasyon yaptırmadan gitmemenizi tavsiye ederim. Eğer rezervasyonsuz gidecekseniz de gündüz saatlerini tercih edebilirsiniz, sakin oluyor. 

Goupil le fol 

Burası geçen rehberde de bahsettiğim bir mekan. İlginç bir dekorasyona sahip ve içinde birbiriyle alakası olan ama aynı zamanda olmayan tonla obje var. İçerisi oldukça karanlık ve basık, geçen sefer daha çok beğenmiştim bu kez biraz daralttı beni. Yine de bence görülmesi gereken bir bar, bu taraflara geldiğinizde bir uğrayın. 

Wolf Food Market

Avrupa şehirlerinde sık rastladığımız bir konsept olan food market burada da var. Ben bu tarz yerleri yemek çeşitliliği ve konsept açısından epey seviyorum. Buraya geldiğimizde biraz şımarıp iki kişi ne yemek varsa denemiş olabiliriz, sonuç olarak fiyatlar fena değil lezzetlerin de bazıları ortalama, bazıları güzel. Mesela Asya mutfağı servis eden bir yerden spring roll almıştık donuk saklayıp servis ediyorlarmış o yüzden o kadar da güzel değildi, makarna yediğimiz yeri ise beğendik. Siz bir gidip bakarsınız, keyifli bir alan olmuş. 

Sablon ve Çevresi 

Sablon, Grand Place’a komşu bir bölge. Burası hem görüntü olarak çok hoş hem de mekanlarını epey beğeniyorum. Birçok çikolatacının burada dükkanı var. Bu arada baştan uyarmak isterim buradaki en dikkat çekici binalardan biri Cafe Leffe, merak edip denedim ve fiyatları hem diğer yerlere göre yüksek hem de içerinin dekorasyonu pek de öyle güzel değil. Adı ve dışarıdan dikkat çekecek güzellikte olduğu için oldukça turistik, genel olarak yemekleri de beğenilmiyormuş bilginiz olsun. Burayı es geçip çok yakınındaki Vertigo’ya gidebilirsiniz, hatta direkt oraya gidin. Oraya gittiğinizde bir üst kata çıkmayı ve photobooth kabininde fotoğraf çektirmeyi de ihmal etmeyin. 

Buradaki caddelerin birinden aşağı doğru Marolles’e yürürken Tartes de Françoise adında minik bir dükkan var, tatlıları çok güzel. Hem bütün olarak alabiliyorsunuz hem de tek tartöletleri de var. Tatlı için ayrıca kilisenin orada bulunan Wittamer de oldukça popüler ve lezzetli.

‘Bu rehber kısa olacak zaten blogda iki tane Brüksel rehberi var’ dedikten sonra yine devasa bir rehber yazmış bulundum, bol detay vermeden ve her gördüğümü, bildiğimi size aktarmadan duramıyorum konu gezmek olunca. Şehri en verimli şekilde gezmek için hem bu rehberi, hem Brüksel Gezi Rehberi’ni hem de Brüksel Yeme İçme Rehberi’ni alın yanınıza, Belçika’nın diğer şehirlerini de gezmek istiyorsanız sizi Brugge rehberine de bekleriz. 

3 yorum

  1. Great post. Makes me want to return to Brussels to visit so many of these places that I failed to see the time I was there before.

Bir Cevap Yazın