Bir perşembe akşamı içimden gelen bu yazıya direkt bir uyarı ile başlayayım: Bu karaktere göre renk analizi tarzında bir yazı değil. Sakinseniz yeşil, enerjik ve hareketliyseniz sarı renk olabilirsiniz gibi genel geçer veya popüler bir şey anlatmayacağım. Tamamen öznel bir noktadan yaklaşıp aklıma gelenleri serbest akışta yazacağım bir yazı olacak.
Renkler, kendimi bildim bileli hayatımda çok fazla yer kaplıyorlar. Rengarenk giyinmeyi de severim, renklere bakmayı da severim, renklere dokunmayı da severim. Sinestezik olduğumu söyleyemem ama ben renkler özelinde renkleri görmekten öte, hissedebiliyorum, dokunabiliyorum ve gerçekten de renkleri farklı anlamlandırıyorum. Hislerle, insanlarla, tatlarla bağdaştırıyorum, farklı yerlere koyuyorum, farklı görüyorum. Normal bir insandan çok daha fazla hassasiyetim var renklere karşı. Bu, çocukluğumdan beri böyleydi. Daha ana renkleri tanıyacak yaştayken bana en sevdiğim rengi sorduğunuzda turkuaz, sıklamen gibi cevaplar alabilmeniz mümkünmüş.



Bu renk hassasiyetinin nereden geldiğini bilmiyorum, annem de renkleri çok sever ve hep renkler içinde büyüdüm. Zaten ismimi Elvan koymuşlar, Elvan canlı renkler demek, adım Elvan olduğu için mi böyle bir renk hassasiyetine sahibim yoksa böyle bir hassasiyetim olduğu için mi adım Elvan, bunu asla bilemeyeceğim. Tavuk ve yumurta gibi bir mesele biraz. Neyse, özet olarak siz anladınız, hayatımdaki en önemli kavramlardan biri renkler. Bir insanın adı bile renkler demek olunca zaten bu çok da şaşırtıcı bir şey değil aslında.
En sevdiğim rengin ne olduğunu da ara ara düşünürüm ama pek bulamıyorum, turuncu benimle özdeşleşmiş bir renktir mesela, saç rengimden ve parlak turuncunun karakterime oldukça uygun olmasından dolayı, ama hiç turuncu giymem. Yıllarca sarı en sevdiğim renk oldu, sarının canlılığını ve neşesini çok seviyorum, ama yine çok giydiğim bir renk değil, pembeyi çok severim, lilayı çok severim, sık sık zümrüt yeşili giyerim, ama bu aralar kesinlikle rengim koyu kırmızı.
Benim kadar renklerle ilgili olsun olmasın, sonsuz renk spektrumunda her insanın belirli bir rengi olduğuna inanıyorum. Bu renk, karakter özellikleriniz ve yaşadığınız dönemdeki hislerinizin bir karışımı aslında. İnsan karakterinin de geniş bir spektrumda kendini gösterdiğini düşünürsek, bazen bir dönemimiz bir dönemimizle tutmuyor ve de bazen bazı karakter özelliklerimiz daha fazla ön planda oluyor. Dolayısıyla her yaşadığımız dönem, bizim rengimizi etkiliyor.
Yaşadıklarımızın bizi etkilemesi gibi, bir arada olduğumuz insanlar da renklerimizi etkiliyor. Bizim kendimizin bir rengi var, karşımızdaki başka bir renk, ve tabii ki bir araya gelince bambaşka bir renk oluşturuyoruz. Bunu bilerek yapmıyoruz, ister istemez karşımızdakinin rengi ile bir blend yaratıyor kendi rengimiz. Bazen bazı insanlarla bir araya geldiğimizde rengimiz canlanıyor, bazen soluyor, bazen de hiç bilmediğimiz bambaşka bir renge dönüşüp, bambaşka bir tonumuzu keşfediyoruz karşımızdakinin rengiyle bir araya geldiğimizde. Bu bazen hoşumuza gidiyor, bazen gitmiyor, bazen fazla geliyor, bazen de daha önce bunu hiç keşfetmediğimiz için heyecanlanıyor, kendimizi karşımızdakinin renginde, aynasında yeniden tanıyoruz. Ve karşılaştığımız, hayatımıza kısa veya uzun süreli aldığımız her insan, bizim için hayatın renk paletinde bir yansıma olarak bizi bize daha yakından tanıtıyor. Biz de ona aynı şeyi yapıyoruz.



Önce kendi renginizi bir düşünün, bu dönem hangi renksiniz? Ve sonra, bir arada olduğunuz insanların renkleri ile karıştığınızdaki renginizi düşünün. Bazen iki renk birbirine iyi gelmiyor, solduruyor, çamurlaştırıyor, beklenen etkiyi yaratmıyor. Bazen de o iki renk bir araya gelince öyle bir renk çıkıyor ki ortaya, önceki hallerinden çok daha parlak, çok daha canlı, sanki birbirlerini bekliyorlarmış gibi bir şahesere dönüşebiliyor bu renklerin karışımı.
