Mart 2024 Kitapları 

Bazı ayların – kendiliğinden gelişen – bazı temaları oluyor, bazen üst üste elim hep benzer kitaplara, benzer türlere gidiyor. Mart ayında bu tema aşk oldu benim için. Aslında çok da şaşırtıcı değil bence, çünkü insan, kendimi bildim bileli başlıca ilgi alanım benim. İnsanın düşünceleri, ilişkileri, zihni, ruhu, bedeni, her şeyi öyle ilgimi çekiyor, öyle anlama isteğiyle dolup taşıyorum ki türünden bağımsız her türlü insan ilişkisini incelemek, gözlemlemek benim için çok sürükleyici bir film izlemek, çok keyif aldığım bir ana kapılıp gitmek gibi. Bu sefer de kitap kulübümüzde Madam Bovary’yi seçtiğimiz için konuyu psikolojik tarafından ele alabilmek adına, aşk ve felsefe ile ilgili birkaç kitabı üst üste okumuş bulundum. Gelin birlikte tek tek bakalım, belki size de okuma listenize alacağınız bir şeyler çıkar. 

Aşk Dersleri – Alain de Botton 

Aşk Dersleri, son zamanlarda okuduğum en akıcı romanlardan biriydi, elimden hiç bırakmadan okudum diyebilirim. Kitap için roman adı altında aşk felsefesini inceliyor diyebiliriz, sadece roman olarak nitelendirmek yeterli olmaz. Sıradan, hayatın içinden bir çiftin tanışma aşamalarından evlenmelerine, çocuk sahibi olmalarına kadar hayatlarındaki bütün aşamalara okuyucu olarak dahil oluyoruz. Aşkın çok kişisel, çok özel olduğunu düşünmeye yatkınızdır fakat aslında burada da gördüğümüz gibi aşk seyrinde yaşanan problemler kişiler farklı olsa da birbirlerine oldukça benzer şeyler. Kitap bunu oldukça yalın bir şekilde gözler önüne seriyor. 

Hikayeyi anlatırken araya giriyor, kendi yorumunu katıyor yazar. Ben bunu oldukça keyifli buldum. Mesajlar oldukça net, sade ve anlaşılır. Ama bu yalınlık bu mesajları basitleştirmek yerine, onları anlamlı kılıyor. İlişkilerde yaşanan problemlerin çoğunun aslında kendi içimizde çözümleyemediğimiz ama belki de bazılarının kendimizin bile bilmediği sorunlardan kaynaklı olduğunu, iletişimin her şey olduğunun, mükemmel diye bir şey olmayacağının, anlaşma çabasının öneminin, kendini anlamanın ve gözlemleyebilmenin, bir de üzerine iyi ifade edebilmenin bir ilişkiyi ne kadar ileri taşıyabileceğinin, tam tersinin de işleri ne kadar kötüleştirebileceğinin oldukça açık bir tablosu olarak karşımıza çıkıyor Aşk Dersleri. Kitabın adını tekrar yazmışken bir eleştiride de bulunmak istiyorum. The Course of Love, Aşk Dersleri olarak çevrilmiş fakat kitap bize adından da anlayacağımız üzere bir ilişkinin olağan seyrini anlatıyor. Dolayısıyla Aşkın Seyri çok daha doğru bir çeviri olarak karşımıza çıkabilirmiş. 

Kitapların altını çizerek okuma alışkanlığım vardır, bu kitapta da çizdiğim çok fazla yer oldu. Birkaçını sizlerle paylaşmak istiyorum. 

‘’Aşkın heves değil, beceri olduğunu öğrenmesi gerekecek.’’

‘’Aşk hikayeleri, birisinin bizi tekrar görmeyi istememesinden endişelendiğimizde değil, bizi sürekli görmeye itirazı olmadığına karar verdiğinde başlar. Aşkın nasıl başladığına dair çok şey biliyor gibiyiz, nasıl devam edebileceği konusunda ise, belki de umursamadığımızdan, pek bir fikrimiz yok sanki.’’

‘’Çünkü bizi mahvedebilecek biri varsa onun da muhtemelen evlendiğimiz kişi olduğunu çoğu insandan daha iyi biliyor.’’

‘’Yalnızlık, potansiyel bir eş konusunda boşu boşuna acele edilmesine, o kişi hakkındaki şüphelerin ve belirsizliklerin görmezden gelinmesine neden olabilir. Bir ilişki başarısını sırf çiftin beraber ne kadar mutlu olduğuna bakarak değil, her bir partnerin ‘bir ilişki içinde olmama’ fikrini ne kadar dert ettiğini de göz önünde bulundurarak değerlendirmek gerekir.’’

‘’Öyleyse bir yetişkin olarak kendimizi bazı adayları yanlış oldukları için değil de belki de biraz fazla doğru oldukları için yani aşırı dengeli, olgun, anlayışlı ve güvenilir oldukları için, özellikle de bu doğruluk bize içten içe yabancı ve hak edilmemiş bir şey gibi geldiği için reddederken bulmamız ne kadar mantıklı?’’

‘’İnsanın kendini iyi ifade etmesi esasen karakterinin daha sorunlu veya alışılmadık tarafları karşısında sağlam durma becerisine dayanır.’’

‘’İyi bir ilişki için her daim makul olmamız gerekmez. İyice öğrenmemiz gereken yegane şey, yeri geldiğinde bir iki konuda biraz saçmalamış olabileceğimizi bütün samimiyetimizle kabul etmeyi bilmektir.’’

‘’Güvensizliği insanın içine işleyen, çekici olup olmadığı konusunda şüpheli, başkaları için kabul edilebilir olup olmadığını öğrenmeye çalışması gereken erkekler, nice tehlikeler arz eder.’’ 

Evet bütün kitabı burada paylaşmadan önce ben bu alıntı kısmını bitireyim, siz bu kitaptan bir tane alıp okuyun bence. Bir de evet kitabı kapağına göre yargılamamalıyız tabii ki (maalesef kendimi hem mecaz hem gerçek anlamda zaman zaman bunu yaparken yakalarım) ama yayıncısı değiştikten sonra değişen kapak tasarımını beğenmediğimi eklemek isterim. Kitabı yansıtmamakla birlikte, estetik olarak da bana hitap etmedi. 

Neyse, siz buna takılmayın. Bu kitabı okuyun, birilerine hediye edin, özümseyin. 

Aşka Övgü – Alain Badiou 

Alain isimli yazarların aşk ile ilgili kitaplarını okumaya heveslendiğim bir ay olduğunu, ikinci kitabın adını yazarken fark ettim. Aşka Övgü, kısacık ve tek bir oturuşta okuyabileceğiniz dolu dolu bir kitap ve evet, aşkı övüyor. Yine felsefe ile karışık bir anlatım var karşımızda. Bu kez roman değil, bir söyleşi okuyoruz. Günümüz tanışma platformlarının tek boyutluluğunu, yüzeyselliğini, görücü usulünün modern hali oluşunu, tüketim odaklılığını eleştiriyor ve aşk için risk almalı, farklılıktan yola çıkmalı, engelleri aşmalı, aşkın evrenselliğini kabul etmeliyiz diyor Badiou. Rimbaud’un meşhur alıntısı üzerinden gidiyor: Aşkı yeniden icat etmeli. 

‘’Sıfır riskli aşkta, rastlantıya, beklenmeyene yer yok, işte bence bu genel bir propoganda aracılığıyla aşkı tehdit eden ilk öge. Diğer tehdit ise aşkın öneminin yadsınması.’’

‘’Aşk gerçek anlamda rastlantıya duyulan güven halini alır. Farkı oluşturan şeyin temel deneyimine ve özünde, dünyanın farktan hareketle sınanabileceği düşüncesine yaklaştırır bizi.’’ 

‘’Her gerçek aşk ne kadar gösterişsiz görünse de, gizli olsa da tüm insanlığı ilgilendirir.’’

‘’Aşkın değeri kendi içindedir ve bu değer aşkla bağlanan iki bireyin dolaysız çıkarlarının ötesindedir.’’ 

Sadakatsiz Aşklar – Willy Pasini 

Bunun ismi kulağa (asla okumaya tahammül edemediğim) çalkantılı aksiyonlu bir aşk hikayesi romanı gibi geliyor olsa da, tamamen bir psikoloji kitabı kendisi. Aşk ve aldatma insanlığın bu kadar büyük bir meselesiyken ve ben de psikoloji ve insanlar ile oldukça yakından ilgilenen biriyken, aldatma psikolojisi üzerine okumam kaçınılmazdı. Kitap bize ilginç aldatma hikayeleri de sunuyor, bunları psikolojik açıdan inceliyor, bir yandan geçmişte ve günümüzde aldatmanın farklarını irdeliyor, diğer yandan da insan ilişkilerinin tam ortasına oturmuş bu meseleyi farklı yönlerden ve farklı çıkış kaynaklarından analiz ediyor. İletişim Yayınları’nın bu serisini zaten sevdiğimi sık sık söylüyorum, bu da oldukça iyi bir kitaptı. 

‘’Bugün gittikçe daha fazla hamlığa dayanan bir dünyada insanlar, sinemaya giderek, roman, şiir okuyarak ya da daha ötesi kendilerine bir ‘avatar’ yani ikinci bir kimlik yaratıp dünyanın dört bir yanından milyonlarca insanla birlikte sanal dünyaya girerek gerçekliğin ağırlığından kaçmanın yollarını arıyorlar.’’

‘’Bazıları için aldatma, baştan çıkarma becerilerinin ispatı, ‘hala beğeniliyorum’ demenin bir yolu haline gelir. Bunlar, ilelebet yaşlılıkla mücadele eden narsisizmleri fetih ihtiyacıyla beslenen adamlar ve kadınlardır.’’

‘’Bana kalırsa toplumumuz bireyin ihtiyaçlarını tatmin etmeye o kadar odaklanmış ki, bir sürü insan hareketlerinin sonuçları üzerine düşünmüyor.’’

Hayata Nereden Bakmalıyız – Svend Brinkmann 

Ayın sadece aşka odaklanmayan ama bir miktar aşk ve sevgi içeren bu kitabı yine İletişim Yayınları’nın psikoloji serisinden. Yeni bir dünya için on eski fikir diyerek yola çıkan yazar, günümüzün araçsallaştırma çılgınlığı karşısında, aslında araç değil kendi içinde amaç olan on temel fikri inceleyerek nasıl daha yaşamaya değer bir hayat yaratabileceğimiz hakkında yazıyor. Bu on temel fikir şunlar: iyilik, haysiyet, vaat, benlik, sorumluluk, sevgi, bağışlayıcılık, özgürlük ve ölüm. Bu temaların her birini bir filozofun bakış açısından ele alıyor ve dolayısıyla on fikrin ötesinde, on filozofun on fikrini okuyoruz. Kitap boyunca katıldığım birçok şeyle birlikte katılmadığım bazı noktalar da oldu. Genel olarak unutulmaya yüz tutmuş erdemleri bize hatırlatması, günümüzde  o kadar da önemsenmeyen değerlerin aslında erdemli ve kaliteli bir hayatın temeli olduğuna dikkat çekmesini çok sevdim diyebilirim. Zaman değişse de insani erdemler değişmez, çünkü bu erdemlerin bir zamanı yoktur. İyi hep iyidir. 

‘’Aristoteles’e göre, her şey mutluluk ve sağlık ölçeğiyle niceliksel olarak ölçülemez. Kendinden değeri olan bir şeyi yapıyorsak (örneğin başkalarına nazik davranmak) bunun kendi sağlığımız, mutluluğumuz veya esenliğimizin üzerindeki etkilerinden bağımsız olarak kendi içinde anlamı vardır. Yaşadığımız araçsallaştırma çağında, insanlardan bir şey yapmaları istendiğinde ilk tepkileri neyin yapmaya değer olduğunu düşünmek yerine ‘ben bundan ne elde ederim?’ diye sormak oluyor.’’

‘’Faydasız olan, bir şey elde etmek için değil yalnızca kendisi için yaptığımız şeydir. Bu, sımsıkı tutunabileceğimiz varoluşsal bir esastır. Bu tür faydasız faaliyetlere uğraşmaktan dolayı suçluluk duymamalıyız çünkü araçsallaştırılmış bir çağda bunlar anlamlı bir hayat olasılığını sunan faaliyetlerin ta kendileridir.’’ 

‘’Sürekli değişim halindeki bir dünyada doğruyu söylemek ve güvenilir davranmak suretiyle istikrar adacıkları yaratabiliriz.’’ 

‘’Birbirimizin sorumluluğunu almayı reddedebiliriz, ancak bu sorumluluğumuzu azaltmaz – tıpkı mantıksız davranışın akılcılığın meşruluğunu azaltmadığı gibi.’’

‘’Sevgi, kendimizden başka bir şeyin gerçek olduğunu son derece güç bir şekilde kavramaktır.’’ 

‘’Özgürlük anda yaşamaktan fazlasını yapıp arzularımız üzerine kafa yorma ve onları değerlendirme ödevleriyle de bağlantılıdır. Ancak tıpkı her zaman her dürtümüz üzerine harekete geçerek dolaysızlığı fazla büyüteceğimiz gibi, bir şeyler üzerine sürekli kafa yorup hiç harekete geçmeyerek de düşünselliği fazla büyütmüş oluruz. … Uçlarda özgürlüğü değil, ancak tutsaklığın karşıt biçimlerini buluruz.’’ 

Güncel okuduğum kitapları instragramda paylaşıyorum, oraya da göz atabilirsiniz.

Bir sonraki kitap değerlendirme yazısında görüşmek üzere. 

Bir Cevap Yazın