Benim için değişir misin? İlişkilerde birbirimizi değiştirme çabamız üzerine 

İkili ilişkilerde oldukça sık yaşanan bir problemdir birbirimizi değiştirmeye çalışmak. Ya karşımızdakini değiştirmeye çalışırız, ya da karşımızdakinin bizi değiştirmeye çalıştığını hissederek savunmaya geçeriz. Bu değiştirme çabaları neredeyse her seferinde hüsranla sonuçlanır, hiçbirimiz istediğimizi elde edemeyiz ve giderek büyüyen ve odadaki fil haline gelen kırgınlıklar yaşarız, durum giderek kötüleşir ve en sonunda bu değiştirme girişimleri ya oldukça yoğun bir şekilde patlar, ya da ayrılıkla sonuçlanır. Peki biz bunu bildiğimiz halde neden hala başkalarını değiştirmeye çalışırız? 

Dönem 1: (Gerçek veya gerçek olmayan) ilk izlenimler 

Biriyle tanıştığımız zaman, onun hakkında zaman içinde çeşitli bilgiler edinir ve izlenimler oluştururuz. Bu izlenimleri, bazen o kişinin bize anlattıkları, bazen bizim kendi izlenimlerimiz, bazen doğru veya yanlış gözlemlerimiz oluşturur. Karşımızdakinin hareketlerini, sözlerini yorumlarız. Bir hareketinin üzerine onu çok kibar olarak nitelendirirken, bir hareketi üzerine kaba olarak nitelendirebiliriz. Bir insanı tanıyabilmek için oldukça fazla zaman gerekir, ama bizim her zaman bu kadar zamanımız olmayabilir. Belki zamanımız vardır, görmemeyi seçeriz bu sefer de. Böyle durumlarda da beynimiz belirsizlikten hoşlanmaz ve bu bilgilerden geriye kalan boşlukları kendi kendine ama doğru ama yanlış çıkarımlarla doldurur ve bunları otomatik olarak doğru kabul eder. Aslında bir bakıma biz karşımızdaki kişiyi ‘yaratırız’. 

Kendi yarattığımız idealler 

Tanışıklığın ve ilişkinin ilk başlarında bir insanın bütün gerçeklerini kavramamız mümkün olmadığı için kafamızda bir ideal yaratır ve ona inanırız. Bu oldukça tatlı ve keyifli bir sanrıdır, inanmak istediğimiz şey oldukça romantiktir ve de ilk başta yarattığımız bu ideali korumak için zaman içinde karşımızda çıkan verileri bu inancımızı güçlendirecek biçimde algılama eğiliminde oluruz. Bir bakıma kendi istediğimiz insanı kafamızda yaratır, o hayali insanı da o sırada hayatımızda olan kişiye yansıtır, onun o olduğuna inanırız. Zaman geçtikçe bu durum güçlenebilir ve biz kendi yarattığımız gerçeğe daha da sıkı bağlanabiliriz. Sonra olanlar olur.

Dönem 2: Gerçekliğin ortaya çıkışı ve memnuniyetsizlik 

İnanmak istediğimiz şeye artık inanamayacak yere geldiğimiz ve gerçekleri görmeye başladığımızda, kafamızda yarattığımızla gerçekte olan arasındaki boşluk ne kadar büyükse hayal kırıklığımız da o kadar büyük olur. İşte o zaman, yine o hayale tutunarak karşımızdakini değiştirmeye çalışırız. Üsteleriz. Onun bizim düşündüğümüz gibi biri olduğuna eminizdir, neden böyle olmuştur ki şimdi? Ya da onu ‘sen değiştin’ diye suçlarız. Aslında o hep öyleydi de, biz mi görememiştik diye kendimize sormak pek de aklımıza gelmez, tatsız bir soru, can sıkıcı bir yüzleşmedir bu çünkü. İlişki giderek gerginleşmeye, beklentiler karşılanmamaya, kırgınlıklar artmaya başlar. Bir de bütün bunların üzerine ilişkide iletişim güçlü değilse, tarafların biri veya ikisi de kendini iyi bilmiyorsa, kendini tanıma yetisi çok da fazla değilse, işte o zaman her şey gerçekten de birbirine girer, toksisite seviyesi giderek artar, ve bazen bunun içinden çıkmak o kadar da kolay olmaz. 

Peki hiç mi değişmezsin? 

Peki değişim beklemek aslında gerçekten o kadar kötü bir şey mi? İnsanlar değişmez mi? Ya da insanlar karşıdaki için, ilişkiyi sürdürmek için değişmeli mi gerçekten? Bu soruların cevabı çok göreceli ve çok boyutlu aslında, o yüzden net cevap vermek oldukça zor. 

Birinin değişmesini beklemek ile, uyum sağlamasını beklemenin farklı şeyler olduğuna inanıyorum. Eğer bir insanın temel karakter özelliklerinden birinin değişmesini bekliyorsanız bu gerçekçi olmayabilir. Ama insanların birbirlerine uyum sağlamak adına minik ‘ayarlar’ yapılabileceğini ve birbirlerine uyumlanmak üzere ‘akort edilebileceklerini’ düşünüyorum (İngilizce’de bunu tam olarak ‘tune’ kelimesi karşılıyor ama Türkçe olarak akort da ayar da benim kafamdaki tam anlamı vermedi o yüzden not düşmek istedim). Eğer biri ile birlikte olmayı seçiyorsak karşılıklı birbirimize uyum sağlamak durumundayız. Nihayetinde iki insanız, yüzde yüzü bırakın yüzde atmış yetmiş bile aynı olmanın çok da imkanı olmuyor. Buradaki sınır ise bu uyumlanmanın bizim benliğimizden bir şeyler götürüp götürmeyeceği. Eğer bu uyumlanma dediğimiz şey bizi küçültecekse (making ourself small veya shrink, yine Türkçesi tatmin etmedi) bu aslında uyum sağlamak değil kendimize zarar vermektir. Ama bu uyumlanma bizim temel karakterimize ve gerçeklerimize, değerlerimize zarar verecek bir şey değilse, hatta ileriye götürüyorsa, aslında yapılması gereken bir şey olabilir. İki evren bir araya gelerek yepyeni ve ortak bir evren yaratmaya çalışıyor nihayetinde, ufak tefek değişikliklerin yapılması hem gerekli, hem normal. 

Bu noktada beklentiler arasında bir boşluk yaratmamak adına, iyi iletişim kurabilmek gerekiyor. Dinlemeyi bilmek, anlamaya çalışmak gerekiyor. Farklılıkları kabul etmek gerekiyor. Her şeyin temeli iletişim aslında. İnsanlar kendilerini özgürce ve dürüstçe ifade edebildikleri ve birbirlerini anlamak için çaba gösterdikleri sürece anlaşabiliyorlar birbirleriyle.

Olduğu gibi kabul etmek tam olarak ne demek?

İnsanlar değişmez kanısının aksine, insanların sadece kendileri istedikleri zaman büyük değişiklikler yaşayabildiklerine inanıyorum. Yapmam dediğim birçok şeyi, karşımdaki istediği için değil kendim istediğim için değiştirdim bu yaşıma kadar. Biz istemediğimiz sürece değişim gerçekten de mümkün değil. Daha sağlıklı, daha tatmin edici ilişkiler yaşayabilmek adına kimseyi değişmeye ikna edemeyeceğimizi kabul etmemiz gerekiyor. Hatırlayın, sizi de kimse değişmeye ikna etmedi, siz kendiniz değiştiniz veya değişmediniz. Bir de not düşmek isterim, bazı toksik davranışların içinden ‘ben böyle biriyim’ diyerek çıkmaya çalışmak, çok sığ kalıyor. Bu eleştiriyi hepimiz için yapıyorum, kendimize de bunu sormak gerek zaman zaman.

Sağlıklı ilişkiler kurabilmenin temel yollarından biri, insanların kusurları olacağını, bizim de kusursuz olmadığımızı kabul edebilmekten, kafamızda hayaller kurmak yerine karşıdaki ile iyi bir iletişim kurmaktan geçiyor. İyi bir ilişki inşa edebilmek için hangi özelliklerin bizim için olmazsa olmaz olduğunun yanısıra, hangi özelliklere tahammül edebileceğimiz konusunda da gerçekçi olmamız gerekiyor ki ilişkiyi hayaller üzerine kurmayalım. Sonuç olarak uyum sağlamak başka, birbirimize ‘tune’ olmak başka, değiştirmeye çalışmak başka, gerçekçi olmayan beklentilere sahip olmak başka. 

Dinlemeyi bilmek, anlamaya çalışmak, gerçeklere gözlerini kapatmamak bu işin anahtarlarından. Birlikteliklerin bizi mevcut versiyonu severek kendimizin daha iyi versiyonuna doğru götürmesi gerek, birbirimize ayna olduğumuz ve hayatımızı güzelleştirdiğimiz sürece bir arada olmalıyız. Tüm gücümüzle değiştirmeye çalıştığımız biri ile neden hala birlikte olduğumuzu da sorgulamak lazım çünkü bunun sebebi yalnızlık korkusu da olabiliyor.

En nihayetinde kusursuz değiliz, karşılaştığımız kimse de kusursuz olmayacak. Hangi kusurlara tahammül edebiliriz? Kendimize sormak için güzel bir soru. 

Bir Cevap Yazın