Haftalık bülten nedir?
Her hafta üretirken, okurken, gezerken, düşünürken, çalışırken, yani aslında hayata karışırken biriktirdiklerimi toparladığım küçük bir günlük, mola, ilham durağı.
Tam olarak ne bir rehber ne de bir “daha fazlası” çağrısı, aksine hayatı farklı açılardan izlemeyi sevdiğim ve bunu yaparken de paylaşmak istediğim kişisel bir günlük.
Haftanın hikayesi, mekanı, ilhamı, alıntısı, parçası, lezzeti…
Kısacası: beni o hafta ne zenginleştirdiyse, ne ilham verdiyse, neyin üzerine düşündüysem paylaşacağım bir alan.
Amaç hem ilham vermek hem de “şunu deneyeyim” dedirtecek küçük pratik fikirler sunmak.
Kısa, sade ama içi dolu bir haftalık mola gibi düşünebilirsiniz.
İçindekiler
Haftanın Hikayesi
Yapılacaklar listesi: bağımlılık mı gereklilik mi?
Yapılacaklar listesi, üniversite zamanlarımdan beri benim bir numaralı destekçilerimden ve eğlencelerimden biri olmuştur hep, tabii o zamanlarda öyle listeler yapıyorduk ki yüzde onu falan gerçekleştirilebiliyordu. Sonra zaman içinde, özellikle iş hayatı ile birlikte çok daha düzgün ve uygulanabilir listeler yapmaya başladım. Fakat son dönemlerde, ‘yapılacaklar listesi bende kaygı mı yaratıyor aslında’ gibi sorgulamalar da yaşadıktan sonra, sakinleşip aslında yapılacaklar listesinin benim için tam olarak ne anlama geldiğini uzun uğraşlardan sonra keşfettiğimi düşünüyorum. Hadi birlikte bakalım, belki sizde de benim gibi çalışıyordur bu sistem.
Birçok farklı alanda çalışan, çalışırken aynı zamanda hobilerine, seyahatlerine, kitaplarına, sporuna, beslenmesine ve sosyal hayatına da vakit ayıran ve özen gösteren biri olmak yüksek ölçüde planlama ile mümkün olabiliyor, özellikle benim gibi dağılmaya eğiliminiz varsa. Yapılacaklar listesi olmadan, ben o kadar overwhelmed hissedebiliyorum ki hiçbir yerden başlayamıyorum ve o başlamadığım her şey birikiyor, birikiyor, altından kalkılamaz hale geliyor. Yani aslında benim için yapılacaklar listesi yapmak, haftayı planlamak, günü planlamak = zihinsel yükümü azaltarak dışarı aktarmak. O maddeyi oraya yazdıktan sonra, onu düşünmeyi tamamen bırakmış oluyorum ve bu bende çok büyük bir rahatlama yaratıyor. Dumbledore’un Düşünseli benim için yapılacaklar listesi bir bakıma.
Benim burada dikkat etmem gereken tek nokta ise şu oluyor: bazen bir güne, bir haftaya çok fazla şey yazmış oluyorum ve onları tamamlamam gerek hissi, beni kaygılandırabiliyor. İşte bu noktada da kendimi yakalamış ve yapabileceğim kadarını yapmaya başlamıştım, o zaman bu kaygı da kalmıyor. Tabii ara ara yine o fazla yüklemeyi yapmaya eğilimim oluyor, ama artık bunu fark etmekte daha iyiyim diyelim. Bir de listedeki her şeyin önem ve öncelik sırası aynı olmuyor, o yüzden o sıralamayı yaparak da seçmek gerekiyor. Bence bu bir nevi pratik, yaptıkça oluyor.
Kısacası sizin de kafanız benim gibi çalışıyorsa, belki de yapılacaklar listesi sizin için de Düşünseli görevi görerek beyninizi boşaltmanıza, yükünüzü azaltmanıza yarayan bir araç haline gelebilir.

Haftanın Mekanı
Enoteca Il Piccolo – Roma
Rutinlerini çok seven bir insan olarak, sevdiğim yerlere de sık gitmeyi severim. Enoteca Il Piccolo, her Roma seyahatimde mutlaka ziyaret ettiğim minik bir bar. Hatta bulunduğu sokak benim Roma’da en sevdiğim sokaklardan biri olma özelliğini taşıyor, o sokağın canlılığına bayılıyorum. Roma merkezinde yürüyüşe çıkmışken, bir kadeh şarap içerek etrafımı izleyeyim diyorsanız Enoteca Il Piccolo bence doğru adres. Genelde oldukça kalabalık olur fakat ben bir şekilde ne zaman gitsem, aynı duvar köşesi boş oluyor şansıma, ve oralarda sohbetler etmişliğim, kitabıma dalmışlığım, people watching ile vakit geçirmişliğim o kadar çok ki. Bir de üstüne hava güzelse, Roma’da bir öğleden sonra yapılabilecek en güzel şeyler bunlar olabilir. Menüsünde son zamanlarda oldukça moda olan natürel şaraplardan deneyebilirsiniz mesela. Veya Negroni de yudumlayabilirsiniz.

Haftanın Alıntısı
‘’Çağımızda her şeyin daha fazlasının, daha büyüğünün, daha gösterişlisinin daha iyi olduğuna şartlandırılmışken, sadeliğin, azın ve özün değerini bilmek, yalnızlığıyla barışık olmak, dış motivasyonlara muhtaç olmadan kendini motive edebilmek gibi hasletler, kısaca kendi sınırlarının farkına varıp, bütünselliğe ulaşmak gitgide zorlaşıyor. Acaba özgürlüğü, her istediğini sınırsızca yapabilmek olarak algılamamız, çağın ruhunu (şişirilmiş, botokslanmış egoların ya da narsisizmin yükselişini) yansıtıyor olamaz mı?’’
Yıldız Silier – Oburluk Çağı
Kitap kulübümüzde kasım ayının kitabı Yıldız Silier’ın Oburluk Çağı’ydı. Genel olarak tüketim toplumu üzerine bir deneme diyebiliriz. Yaşadığımız çağı, oburluk çağı, tüketim çağı, görgüsüzlük çağı artık nasıl adlandırmak istiyorsak, bu sıfatlardan birini veya birkaçını kullanabiliriz gibi geliyor. Hep daha fazlasını, hep bir adım sonrasını, hep daha güzelini, büyüğünü, iyisini kovalar halde buluyoruz kendimizi. Ve birçok (sözde) arzu, aslında bizim bile değil, neyi neden istediğimizi bilmiyoruz bile bazen. Kitap bu ve benzeri konularda güzel bir içgörü sunuyor, okuyucuyu sorgulamaya itiyor, ve bunu yaparken oldukça yerinde psikolojik, felsefi ve politik bilgilerle altını destekliyor. Felsefe okumayı seviyorsanız tavsiye ederim.

Haftanın Parçası
Max Bruch – Violin Concerto no 1 G minor
Duygu ve ifadenin eserlerde yoğun bir şekilde karşımıza çıktığı romantik dönem için benim klasik müzikte en sevdiğim dönem diyebiliriz. Gerçi yaşımın büyümesiyle birlikte Barok da sever oldum, çocukken pek sevmezdim ve sıkıcı bulurdum, belki de gerçekten büyüdükçe Barok’un üzerine kurulu olduğu düzenin, sistemin güzelliğini insan daha yakından fark ediyor, neyse, konumuz bu değil, konumuz Max Bruch’un 1 numaralı keman konçertosu. Melodik yapısıyla en sevdiğim keman konçertolarından biri diyebilirim, sizi alıp götüren bir derinliğe sahip, özellikle birinci bölümü favorim. 2021 yılında da Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası’nın açılış eseriydi, bence muhteşem bir seçimdi ve canlı dinlemek çok keyifliydi.

Haftanın İlhamı
Işığın Büyüleyiciliği
Geçtiğimiz sene kasım ayında Lyon – Paris seyahatine çıkmış ve birkaç gün çok güzel kafa dinlemiştim. Geçen o fotoğraflara bakıyordum, Paris’te La Mascotte adı restoranda çektiğim bir fotoğrafa denk geldim. Öyle güzel bir ışıkta çekilmişti ki, fotoğrafa çok dramatik bir hava katmıştı. Sonra ışık üzerine düşünürken dalıp gittim biraz, ışığın hayatımızdaki yeri ve yarattığı şey bana her zaman öyle çok ilham verir ki. Bu haftanın ilham köşesi de ışığa övgü oldu o sebeple. Ve aslında baktığımız şeylere, farklı farklı ışıklarla bakmak, gördüğümüz şeyi de hem çeşitlendiriyor, hem boyutlandırıyor, hem de bize hepsinin farklı bir yansıması oluyor.

Haftanın Hatırlatması
I build my dreams with patience and discipline.
Motivasyon tuzağına düşmeyelim, kendimize disiplin büyüktür motivasyon hatırlatması yapalım. Tutarlılık, her şeydir aslında. Tabii bu arada da aşırı üretkenlik tuzağına kapılmayıp durmayı da bilmek lazım, hassas dengeler bunlar. Bunu da sonra konuşuruz, durmanın, yavaşlamanın da felsefesini yaparız bir sonraki bültenlerde.

Haftanın Lezzeti
Nif Bağları Sangiovese & Kalecik Karası Roze Şarap
İzmir – Kemalpaşa’da yer alan Nif Bağları’nın şaraplarını genel olarak çok beğeniyorum ve keyifle tüketiyorum. Geçen gün arkadaşlarıma yemeğe giderken gözüme çarpan bu Sangiovese ve Kalecik Karası kupajını aldım ve hepimiz çok beğendik. Toskana’nın başlıca üzümlerinden olan Sangiovese’nin o güçlü yapısını, benim çok sevdiğim bir üzüm olan Kalecik Karası çok güzel dengelemiş ve ortaya çok keyifli bir şarap çıkmış. Burunda kırmızı meyve ve pamuk şeker gibi notalarla orta bitişli ve keyifli bir roze, atıştırmalıklarla ve somonla çok yakıştırıyorum.

Bir sonraki bültende görüşürüz!
