Ne aradığımızı biliyor muyuz?: Sağlıksız ilişki bağımlılığı üzerine birkaç fikir

Kime sorsanız sağlıklı bir ilişki yaşamak istiyordur. Sevdiği, sevildiği, saygı duyduğu, saygı gördüğü. Kimse size tutup da ‘ben toksik bir şeyler arıyorum’ demez. Demez ama, sonra bir anda öyle bir şeyin içinde bulur kendini. Sonra ilişki arkasında temizlenecek bolca travma bırakarak biter, ‘ben gerçekten sağlıksız ilişkilerden bıktım’ konuşması geçer, kişi bir süre sonra kendini yine sağlıksız bir ilişki içinde bulur, partner değişmiştir ama patern değişmemiştir. Peki hata nerede? Neden istiyoruz da yapamıyoruz? Bu döngü nasıl kırılacak böyle?

Kendi ilişkilerinizi de bir düşünün. Elbette hepsi güzel başlamıştır. Çok iyi anlaşıyor, çok güzel vakit geçiriyorsunuzdur. Sonra bir noktada işler karışır, toksisite kendini yavaş yavaş gösterir, kendine alıştırır, siz ‘bu ilişki toksik’ diye kabul etmeyi reddederken zaten her şey çoktan iyice birbirine girmiştir, huzurunuz kalmamıştır. Ama o ilişkinin içinde kalmaya ısrar edersiniz. Oldu da bir şekilde çıktınız, e yenisi ne olacak şimdi, aynı şey baştan mı? Neden sürekli aynı şeyleri yaşıyorum cümlesini hiç duydunuz mu, veya kurdunuz mu?

Ben neden sağlıksız ilişki arayayım ki? 

Teoride her şey o kadar kolay, o kadar anlaşılır ki. Birbirimizi dinleyeceğiz, iyi iletişim kuracağız, karşılıklı emek vereceğiz, hatamızı kabul edeceğiz vesaire vesaire. Söylemesi çok kolay. Konu uygulamaya gelince her şey ters yüz oluyor. Hem kendi ilişkilerinizi hem etrafınızdaki ilişkileri gözlemleme fırsatı bulduysanız ve kendinize dürüst olabilecek kadar cesursanız, şahit olduğunuz veya yaşadığınız ilişkilerin yüzde kaçının (bence yüzde iki falan) sağlıklı olduğunu bir düşünün. Gerçekten, neden bu kadar insan bu kadar kötü ilişkiler kurmakta ve bunları sürdürmekte ısrar ediyor? 

Trans halinde yaşanan yaşamlar 

Bu kadar kötü ilişkiler içinde kalmayı bir şekilde beceriyoruz (evet bu gerçekten bir beceri) çünkü kendimizle de doğru düzgün bir ilişkimiz yok genellikle. İnsanların çoğu bir rüyada, bir trans haline yaşıyor gibiler. Ama bu öyle pozitif, öyle meditatif bir trans değil. Duygusal olarak görmüyor, işitmiyor ve işin kötüsü bunu bilerek yapmıyorlar, bunun farkında bile değiller. Ve kendileri gibi yine trans halinde, duygusal yetersizliğinin farkında olmayan birine çekiliyorlar (çünkü yaydığınız frekansı, ihtiyacınız olanı çekersiniz genellikle) ve sonra birbirlerine çektiriyorlar da çektiriyorlar. Bu, taraflardan biri uyanana kadar devam eden bir süreç. Uyanmayan taraf genellikle bir sonraki ilişkisinde de aynı şeyi yaşamaya ve yaşatmaya devam ediyor. 

Sen mi toksiksin ben mi? 

Şimdi can alıcı bir noktaya daha değinelim: Kimse kendi toksik davranışlarını kabul etmek istemez. Dolayısıyla toksik bir ilişki yaşadığınızı düşünüyorsanız, kendinizden ziyade karşıdakinin toksik olduğunu söyleyerek işin içinden çıkmanız olası. Doğrudur, neden olmasın, ben size toksik demiyorum zaten. Ama bir noktada yaşadığınız deneyimlerin bir ortak noktası varsa, hep aynı şeyler başıma geliyor diyorsanız, hikayenin gidişatı genelde aynıysa kendinize dönüp bakmanızın da ileriye dönük yararları olabilir. Karşılaştığımız bazı insanlar gerçekten pür toksik olabiliyorlar (hayatta başarılar diliyoruz onlara) ama genellikle toksisiteye evrilen davranışlar bir noktada iki kişinin birbirini tetiklemesinden kaynaklanabiliyor. O yüzden insanın geriye dönüp olay, durum ve kişi değerlendirmesi yapması, özellikle kendini sorgulaması bu döngünün kırılabilmesi veya hafifleyebilmesi için hayati bir önem taşıyor. 

Sağlık aradığınızı zannederken drama arıyor olabilir misiniz? Sağlıklı kişileri sıkıcı bulma/kaçma/korkma durumu 

Sağlıklı ilişki arıyorum demek ile onunla karşılaştığında bunu gerçekten deneyimlemeye hazır olmak, birbirinden tamamen bağımsız şeyler aslında. Çünkü içten içe hazır olduğunuzu düşündüğünüz şeye hazır olmayabiliyorsunuz. Sizin bile bilmediğiniz çözülmemiş, hiç üzerine eğilmediğiniz, aklınıza bile gelmeyecek bambaşka şeyler olabiliyor içinizde. Eğer kendi trans halinizden çıkamamış, kendinizi anlamaya yeterince çalışmamış, farkındalığınızı artırmak için uğraşmamışsanız, gerçekten de (tam olarak ne tarz olduğunu bilmediğiniz bir) drama arıyor olabilirsiniz. Bütün bu çabaları göstermiş olmanız da süper sağlıklı bir şey yaşayacağınız anlamına gelmiyor elbette. İnsan hiçbir zaman hayatındaki, içindeki her şeyi çözemiyor. Ama denemeden hiç ama hiç olmuyor. 

Aynı paterni sürekli sürekli yaşadığınız, benzer karakterde insanlara çekildiğiniz, drama istemiyorken kendinizi neden dramanın içinde bulduğunuz gibi sorular aklınıza geliyorsa, muhtemelen kendinizle ilgili biraz daha derine inmenizi gerektirecek bir şeyler vardır ortada. İnsan içten içe istediği, hazır olduğu şeyi yaşıyor çünkü. Hep söylerim, hazır olmadığımız mutluluğu yaşayamıyoruz. O mutluluğa da ancak kendimizi kendimiz hazırlayabiliyoruz. Bu da öyle birden bire olmuyor aslında, adım adım, yavaş yavaş, sürekli bir eforla olabiliyor. Her şey gibi.  

İyi bir ilişki yaşamak için tamamen ‘iyileşmiş’ olmak zorunda mıyız ve bu mümkün mü? 

Peki biz iyi bir ilişkiyi hak edeceğiz diye tamamen iyileşene kadar bekleyecek miyiz? Ya da tamamen iyileşmeden, problemlerimizi çözmeden yaşadığımız her şey toksik mi olacak? İkisinin de cevabı, tabii ki hayır. ‘Tamamen iyileşmek’ diye bir kavram yok ki zaten. En farkındalıklı olduğunu savunanımızın bile hiç bilmediği iyileşmemiş neler vardır içinde. İnsan olma macerasında farkındalığın, iyileşmenin, öğrenmenin, deneyimlemenin sonu yok, o yüzden tamamen iyileşmiş olmak diye bir hedef de yok. 

Peki bütün bunların bunun çözümü ne?

Bütün bunların nihai bir çözümü olmamakla birlikte, yapabileceğimiz tek şey farkındalığımızı artırmak ve hem kendimize, hem birbirimize olabildiğince açık olmak aslında. Farkındalığınızı artırmanın birkaç yolundan bahsetmek gerekirse, kendinizi daha iyi tanımak için terapiye gidebilirsiniz. Journaling yapabilir, düşünce akışlarınızı yazabilirsiniz. Benim kendimi tanımam, yazı sayesinde olmuştu mesela. Hem blog, hem journaling. Journaling için internette sorular araştırıp onları kendi kendime cevapladığım da oluyor, bazen de rastgele düşünce akışımı yazıyorum, onun da bana birçok içgörü sağladığı oluyor. Journaling aslında kendinizi gözlemlemenizi, kendinize objektif bir gözle dışarıdan bakmanızı sağlıyor ve bu da bazı davranışlarınızın altında yatan sebeplere ışık tutabiliyor. Sizi tetikleyen şeyleri, travmalarınızı (mümkün olduğunca) bilmek, size toksisiteye karşı bağışıklık kazandırıyor. En azından yaşadığınız şeyleri tekrarlama olasılığınızı azaltıyorsunuz. 

Açıklık konusuna gelince, bana kalırsa insanın hayatındaki partneri ile oldukça açık bir iletişim halinde olması gerekiyor. Kendini ifade ederken çekinmemesi, karşıdakini de yargısız ve filtresiz bir şekilde dinleyebilmesi gerekiyor. Hem kendinizin hem partnerinizin tetikleyicilerini bilip olası problemlere ve halihazırdaki problemlere buna göre yaklaşmak gerekiyor. Tabii bütün bunları, farkındalığı veya farkındalık isteği sizin kadar/size yakın biri ile yapabilirsiniz. Tarafların farkındalık ve kendini tanıma isteği arasında uçurum olduğunda işler pek de yürümüyor zaten. 

Bütün bunları doğru yaptığınızda da ilişkiler elbette sonsuza dek sürmeyebiliyor. Ama bitsin bitmesin, bence önemli olan toksisitenin işin içine girmemesi ve bitişlerin de karşılıklı saygı esasına dayalı olması. Zaten kendini seven, farkındalığı yüksek insanlar bir araya geldiklerinde sonlar da o kadar yıpratıcı olmuyor, üzüyor elbette, ama korkunç travmalar bırakma ihtimali daha az en azından. 

Son olarak: Fiziksel ve duygusal güvenlik 

Bitirmeden önce değinmek istediğim bir nokta daha var. Fiziksel güvenlik konusu hepimizde çok netken, duygusal güvenlik konusunu çok fazla insanın tam olarak anlayabilmiş olduğundan emin değilim. Duygusal güvenlik demek, bir insana kendinizi açmaya çekinmemeniz demek. Kırılganlıklarınızı, güvensizliklerinizi, korkularınızı paylaşırken güvende olduğunuzdan emin olmanız demek. Düşüncelerinizin ve duygularınızın yer bulması, dinlenmesi, kabul edilmesi demek. Anlaşılmak için karşılıklı çabanın olması demek duygusal güvenlik. Ve ne yazık ki, bence en ihmal edilen noktalardan biri de bu ilişkilerde. Duygusal güvenliğin olmadığı yerde toksisiteye zemin hazırlanıyor genellikle. Ve bir tarafın duygusal güvenlik sunması kesinlikle yeterli olmuyor, karşılıklı olmak durumunda bu.

Son 

Uzun lafın kısası, yapmamız gereken şeyler teoride basit olmakla birlikte uygulamada gerçekten çaba ve zaman istiyor. İnsanın önce kendini tanımaya çalışması, kendini anlaması ve sevme yolunda adımlar atması, onu sağlıklı ilişkilere hazırlıyor. Tamamen hazır olmak diye bir şey olmamakla birlikte, önemli olan farkındalığı artırmaya, gelişmeye, dinlemeye, öğrenmeye, emek vermeye hazır olmak ve buna sizin kadar açık olabilecek, sizinle birlikte büyüyüp gelişebilecek, sınırlarını aşabilecek biri ile bunu yapabilmek.

Bir Cevap Yazın