30 yaşından sonra yakın arkadaş edilinir mi? Çocukluk arkadaşlıkları ve yetişkinlik arkadaşlıkları üzerine bir yazı.

Belirli bir yaştan sonra arkadaş edinmenin zor olduğu konuşulur hep. Çocuklukta veya ilk gençlik yıllarında kurulan arkadaşlıkların ekstra kıymetli olduğu, ileride böyle bağlar kurulamayacağı anlatılır. Arkadaşın eskisi kıymetlidir, birlikte büyümüş, çok şey paylaşmışsınızdır, o yüzden de değerini bilmelisinizdir, çünkü büyüdükçe böyle bağlar kurmak zorlaşır derler. Bu fikri farklı yönlerden inceleyeceğiz bu yazıda, çünkü ben bu fikre neredeyse hiç katılmıyorum. Eski arkadaşlıkların kıymetli olmadığını düşünmüyorum, fakat kıymetin zamandan öte emek ve deneyimle, yaşanmışlıklarla sağlamlaştığını düşünüyorum. 

Okul ve iş arkadaşlıkları 

Yıllar içinde, çocuklukta, lisede, üniversitede her çocuk ve genç gibi ben de arkadaşlıklar kurdum. Bunlardan bazıları okul bitince bitti, bazıları yıllar boyu devam etti, bazıları da hala devam ediyor. Aynı okulda, aynı iş yerinde olduğunuzda çok fazla ortak paydanız, konuşacak şeyiniz oluyor. Çünkü gündeminiz aşağı yukarı aynı. Dersler, hocalar, okul, iş hayatında ise işiniz, patronunuz gibi şeyler o sırada hayatınızın çok büyük bir bölümünü oluşturduğu için sizi ve oradan edindiğiniz arkadaşlarınızı oldukça büyük bir ortak paydada birleştiriyor. Fakat okul bittiğinde veya iş değiştirdiğinizde eğer o kişiyle ortak paydanız sadece okul ve iş ise, o arkadaşlık da bitiyor. Ama değilse, karakterinizde sizi bir araya getiren bir şeyler varsa, iletişim ve arkadaşlık devam ediyor. Dolayısıyla buralardan kurduğumuz arkadaşlıkların sağlamlığı ve gerçekliği, okul bitince veya iş değişince anlaşılıyor. 

Eski arkadaş en iyi arkadaş mıdır? 

Eski arkadaşlıkların kıymeti çok vurgulanır. Aranızda anlaşmazlık olur, ama o eski arkadaştır, sizi çocukluğunuzdan beri tanır, tahammül etmeniz gerekir. Artık birlikte zaman geçirmekten çok da keyif almıyorsunuzdur, ama arkadaşlığınız çok eskilere dayandığı için sırf yıllar hatrına hayatınızda tutmalısınızdır. Bu ve bunun gibi yaklaşımlar bize toplum tarafından empoze edilmiş şeyler aslında. Bir insanla birlikteliğimizin kalitesi zamanla değil, yaşanmışlıklarla ve paylaşımla güçlenir. Çok zaman geçmiş olması, çok paylaşım ve çok yaşanmışlık olduğu anlamına gelmez. Bana kalırsa bu iki kavram birbirinin yerine konularak karıştırılıyor. Dolayısıyla hayır, bütün en eski arkadaşlıklar en iyi arkadaşlıklar değildir. Böyle olan arkadaşlıklar elbette vardır, ama bu zorunlu bir kural değil. 

Eskiden anlaşıyorduk, büyüyünce koptuk 

Bazen de yıllar yılı süren, hem birlikte büyüdüğümüz hem de birlikte çok anı biriktirdiğiniz arkadaşlarımız olur. Bizi bir arada tutan sadece geçirdiğimiz zaman değil, onlarca yüzlerce anıdır aynı zamanda. Ama bir gün gelir, koparsınız. Bu kopma fiziksel olarak gerçekleşmez, fiziksel olarak ayrı olan insanlar gerçekten birbirlerine uyumlularsa kopmazlar bence, gerçek uzaklaşmalar mental olarak gerçekleşir. Ve mental kopmaları geriye döndürmek öyle pek de kolay bir şey değil. Hayatımızda bir araya geldiğimiz herkesle bir noktada, bir zaman diliminde birleşiyoruz. O noktada bir araya geldikten sonra ise ya aynı doğrultuda ilerliyor ve birbirimizin hayatında kalmaya devam ediyoruz, ya da ayrı yollardan ilerliyoruz. Bazen ayrı yollardan ilerliyoruz, zamanı geldiğinde yine birleşiyoruz. O yüzden yıllar yılı bir arada olduğumuz kişilerle ayrı yerlere evrilince, birbirimizin hayatında kalamıyoruz. Bu aslında oldukça normal ve hayatın kabul edilmesi gereken bir gerçeği. Farklılıklar bazen bizi güçlendirirken, bazen de bir arada olmamamıza neden oluyor. 

Arkadaşlıkta emek kavramı

Arkadaşlıkları sürdürmekte en önemli noktalardan biri de her ilişkide olduğu gibi emek vermek. Eğer bir insanla arkadaşlığımızı sürdürmek istiyorsak ona zaman harcamalı, hayatımızda yer ayırmalı, onu dinlemeli, ilgilenmeliyiz. Bu bahsettiğim ilgi ve zaman sürekli bir arada vakit geçirmek, her gününü anlatmak, her gün konuşmak gibi değil de, karşıdakinin ‘iyi halini’ gözetmek gibi bir şey aslında. Belki aylarca görüşememişsinizdir, sonuçta herkesin başka gündemleri oluyor, ya da haftalardır konuşmuyorsunuzdur, ama ihtiyacı olduğunda orada olursunuz, hem güzel günlerinizi hem kötü günlerinizi paylaşırsınız, hem o sizin orada olacağınızı biliyordur, hem de siz biliyorsunuzdur. Aranızda bir güven bağı vardır sonuç olarak. Ve bu güven bağı, birlikte yaşanan deneyimlerle ve karşılıklı gösterilen emekle inşa edilir. Güven, kendi kendine oluşmaz çünkü, iki taraf bunu zaman içinde ya karşılıklı inşa eder, ya da zayıflatır, yok eder. 

Yetişkin arkadaşlıkları 

Erken dönem arkadaşlıklarının aksine, yetişkin arkadaşlıkları farklıdır. Hayatımızın erken dönemlerinde kendimizi öyle pek de iyi tanımayız. Az çok bir şey paylaştığımız kişilerle arkadaşlık kurarız, belki arkadaşlığa emek vermenin ne demek olduğunu da öyle çok bilmeyiz. Yetişkinlik döneminde ise artık kendimizi daha iyi tanırız, hayatımızdaki insanların kıymetini daha iyi biliriz, karakterimiz daha oturmuş olur, ve arkadaşlıktan ne beklediğimizi biliriz. İşte bu yüzden yetişkinlikte kurulan arkadaşlıklar, genel kanının aksine, bence çok daha bilinçli, çok daha sağlam, çok daha bilerek kurulan arkadaşlıklar oluyor. Hayatlarını kurmuş insanlar olarak bir araya geliyor, ve bu sebeple birbirinizi daha çok seviyor, eğer gerçekten kıymetli bir arkadaşlık ise sürdürmeyi ve emek vermeyi biliyor oluyorsunuz. Kendi adıma yirmi dokuz – otuz yaşlarımdan sonra kurduğum arkadaşlıklar, en iyi arkadaşlıklarım oldu diyebilirim. Tabii ki yıllardır birlikte olduğum, çok yakın olduğum arkadaşlarım var, ama böyle arkadaşlıklar kurmanın da bence bir yaşı ve zamanı yok. 

Yalnız kalabilmeyi bilmek 

Yaşadığım toplumun aksine, kişisel alana önem veren ve bana da bunu aşılayan bir aileye sahip olmanın şansıyla büyüdüm. Yalnız başıma bir şeyler yapmak benim çocukluğumdan beri normalimdi, iletişimi ve konuşmayı da çok seven bir çocuk olmakla birlikte saatlerce hiç sıkılmadan tek başıma vakit geçirebiliyormuşum, annem hep öyle anlatır. Dolayısıyla hem yetiştirilme tarzım, hem de karakterim sebebiyle tek başıma bir şeyler yapmayı hep sevdim, ve sevmekten öte yetişkinlik hayatımda bu benim için bir ihtiyaç haline geldi. Çünkü kendimle kaldığım zaman, kendimi dinlediğim zaman, başkalarıyla çok daha derin, çok daha kaliteli bağlar kurabiliyorum. Bir bakıma kendi içimde yenileniyorum, ve sonra bunu dışarıya yansıtıyorum. Tabii benim bunun böyle olduğunu fark etmem 28-29 yaşlarında oldu. Öncesinde tam anlayamadığımız, tanımlayamadığımız şeyler olur ya, bu da öyle bir şeydi benim için. Vardı, ama ne olduğunu, nasıl tanımlayacağımı bilmiyordum. 

Dolayısıyla hayatım boyunca hiçbir arkadaşlık ilişkisini zorlamadım. Yalnız başıma zaten çok güzel vakit geçirebildiğim için sırf tek başıma olmamak adına kurduğum arkadaşlıklarım olmadı. Tabii bu arada biriyle arkadaşlık etmek için onunla her şeyi paylaşmak da gerekmiyor bence, çünkü arkadaşlıklar da boyut boyut, kimiyle çok eğlenirken kimiyle dert paylaşıyor, kimiyle daha yüzeyselken kimiyle çok derin bağlar kuruyorsunuz. Paylaştığınız şeye göre de hayatınızda belirli bir konuma koyuyorsunuz o kişileri. Ama kendimi ‘ben burada ne yapıyorum’ dediğim bir yerde bulmadım hiç. Ya da sıkıldığım için birileriyle ilişkimi sürdürmedim. Dolayısıyla arkadaş peşinde, yeni insanlar peşinde de koşmadım ve bütün arkadaşlıklarım doğal olarak başladı, sürdürüldü, bitti veya derinleşti. Kendinize yetiyor olduğunuzda, birileriyle bir arada olmak bir zorunluluk olmadığında, çok daha bilinçli ve derin bağlar kurabiliyorsunuz. 

Arkadaşlıkların önemi 

Bütün bunlara rağmen, arkadaşlıkların önemini ve arkadaşlıklara emek vermek gerektiğini biraz geç oturttum hayatımda. Özellikle otuz yaşımdan sonra, insanın ailesi gibi gördüğü arkadaşlara sahip olmasının ne demek olduğunu o zamana kadar hiç anlamadığım şekilde anladım. Gerçek arkadaşlıkların koşulunun, o arkadaşların hayatlarıyla, ruh haliyle, düşünceleriyle yakından ilgilenmek ve bir arada olabilmek için emek vermek gerektiği kavramını edinmem zaman aldı. Yukarıda bir yerlerde de anlattım, yakından ilgilenmenin ölçütü sürekli zaman geçirip sürekli konuşmak değil. Gerçek ilgi ve güven demek, ihtiyacın olduğunda o kişinin orada olacağını, seni dinleyeceğini bilmek ve aynı özeni ona da göstermek demek. Birlikte anılar yaratmak, paylaşım alanını çoğaltmak için çaba sarf etmek demek. Gerektiğinde orta yolu bulup bazen ödün vermek demek. Ama bu ödünlerin ve orta yol bulma çabalarının da karşılıklı olması demek. 

Arkadaşlıklar, doğuştan gelen ailemizin aksine, bilerek ve isteyerek kurduğumuz ailemiz aslında. O yüzden de gerçekten çok kıymetliler. Çıkar üzerine kurulmamış, gerçekten isteyerek bir arada olunan, güven bağı ile birlikte olunan dostluklar, hayattaki en değerli varlıklarımızdan. Eski, yeni, çocukluk arkadaşı, yetişkinlik arkadaşı fark etmeksizin bu şekilde bağlı olduğumuz insanlarla çevrili olmak, hayatın en büyük hediyelerinden. Ve arkadaşlık kurmanın, yer, zaman, yaş kısıtlaması kesinlikle yok. 

Bu yazı vesilesiyle de hayatımda olan, yeni veya eski fark etmeksizin, dostum diyebileceğim herkese buradan tekrar bir teşekkür gönderiyorum, onlar kendilerini biliyorlar, iyi ki varlar. 

Bir Cevap Yazın