Dünyayı ne kadar sevdiğimi sık sık anlatırım, hem de genelde konu hiç o değilken. Başka bir şeyden bahsederken birden bire benden ‘frambuaza aşığım ya mükemmel bir şey değil mi’ gibi bir cümle duymanız mümkün mesela, yakın çevremin çok başına gelmiştir. Dünyada sayısız güzel şey olduğuna inanıyorum, (evet bunlardan biri frambuaz elbette) seyahat de bunların başında geliyor.
Seyahat etmeyi bu kadar fazla sevdiğimi nasıl keşfettiğimi aslında tam olarak hatırlamıyorum. Yani tabii biliyorum genel olarak ama ‘tam şu an fark ettim’ diyebileceğim bir anım yok. Farklı farklı yerlerde büyümedim, aşırı seyahat eden bir çocukluk da yaşamadım. O yüzden seyahat benim bildim bileli bir parçam diyemem. Seyahati kendi bildiğim anlamıyla keşfedip sevmem, üniversite zamanlarımda başladı. Ve sonra da hayatımın epey büyük bir parçası haline geldi.
Seyahat, benim için çok fazla şey ifade ediyor. Yalnızca gitmediğim bir yere gidip orayı görmenin ötesinde, bildiğim kalıpların dışına çıkmak, dünyaya yeni gözlerle bakmak anlamına geliyor. Her seyahat, yepyeni bir bilinmeyenler, ihtimaller denizi ve bu yüzden tanıdık olanın konforundan uzaklaştıkça, hayatın ne kadar çok farklı biçimi olabileceğini görüyor insan. Ve her adımda, benliğimin sınırları biraz daha genişliyor, o sınırlar genişledikçe adım adım aslında benim olana, kendime daha fazla yaklaşıyorum. Her seyahat, hayata bakışıma farklı bir pencere daha açıyor, hem kendimi hem başkalarını hem de dünyayı yeni bir perspektifle görüyorum.
Uzun lafın kısası, aslında bütün bu seyahatler sadece birer seyahat değil, bana hayatı öğreten deneyimler bütünü. Sadece ülke görmek değil, hem kendimi hem hayatı deneyimlemek. Ve bunları deneyimledikçe, bütün hayatıma yansıyan, zamanla içselleştirdiğim bazı şeyler oldu.
İşte bana en çok şey öğreten, hayatla özdeşleştirdiğim 7 yolculuk dersi:
İçindekiler
1. Esneklik, hayatta bizi en güçlü kılan şeylerden biri.
Katı olan kırılır, esnek olan dayanıklıdır. Bu hayat için de geçerli. Ve seyahatte özellikle geçerli oluyor. Seyahat dediğimiz şey biz ne kadar planlarsak planlayalım, içinde binlerce bilinmeyen barındırıyor. Tren gecikebilir, gitmek istediğiniz barda yer olmayabilir, birden bire hava değişebilir. Esneklik, bizim bilinmeyenle ne kadar barışık olduğumuzun bir göstergesi aslında. İnsan bilinmeyenle barıştığı kadar güçlü oluyor bu hayatta. Beni yakından tanıyanlar bilir, plan yapmayı çok severim. Saat saat planları, çizelgeleri olan bir insanım aslında. Ama her şeye verdiğim bir esneklik payı vardır ki hem kendimi sürprizlere kapatmayayım, hem de planladığım şeyler gerçekleşmediğinde hayal kırıklığına uğramayayım. Bunu bana en çok seyahatlerim öğretti. Ve tabii sonrasında da tüm hayatıma yansıdı.
2. Problem çözme ve organizasyon becerileri
Yukarıda da bahsettiğimiz gibi her seyahatte birçok bilinmeyen var. İşler beklediğiniz gibi gitmeyebiliyor ve böyle olduğu zaman, hemen o anda başka bir çözüm üretmeniz ve alternatif bulmanız gerekiyor. Seyahat ettikçe insan, kontrol edemediği durumlarda sakin kalmayı ve hızlı çözüm üretmeyi öğreniyor. Ve tabii organize etmeyi. Çünkü yola çıkmadan önceki hazırlık süreci de ciddi bir planlama gerektiriyor. Yapa yapa, seyahati nasıl optimize edeceğinizi ve nasıl bir planlandan ne ölçüde verim alabileceğinizi öğreniyorsunuz. Aşırı planlarsanız ve sürprizlere yer bırakmazsanız hayatın akışına çok fazla müdahale etmiş oluyorsunuz, hiç planlamazsanız da yabancı bir yerde ne yapacağınızı bilemiyorsunuz – bunlara birinci maddede de değindik.
Kısacası seyahat ettikçe kriz yönetimi, problem çözme ve organizasyon becerileriniz siz hiç fark etmeden gelişiyor, ve sonrasında yine her şeyde olduğu gibi hayatın başka alanlarında sizin büyük yardımcılarınız oluyorlar.

3. Seyahat sanılanın aksine uzaklaşmak değil, kendine yaklaşmaktır.
Seyahat, bazılarına bir kaçış gibi görünebilir dışarıdan bakıldığında. Sonuçta alıştığımız bildiğimiz yeri bir süreliğine bırakıp başka bir yere gidiyoruz. Ama yaşadığımız yerden uzaklaşıyor olsak da, kendimizden uzaklaşamıyor, hatta kendimize daha da fazla yakınlaşıyoruz. Çünkü özellikle tek başımıza seyahat ederken, o sırada bildiğimiz ve tanıdığımız tek bir kişi var yanımızda: kendimiz. Ve onu dinlememek, ondan uzak kalmak mümkün değil. Bazen aradığım soruların cevaplarını seyahatte bulurum, çünkü etrafımdaki bilinmeyenlerin içinden, aslında hep bildiğim şeyler bir anda su yüzüne çıkar.
4. Hangi eşyalara gerçekten ihtiyacım var?
Bavul hazırlarken ‘belki bir gün kullanırım’ dediğiniz o şeylerin hiçbirini yanınıza almak mantıklı değil çünkü aslında amacımız işimize yarayacak şeyleri yanımıza almak. Tabii isterseniz 50 kilo bavulla da gezebilirsiniz ama insan zaten aldığı her fazla parçanın kendine yük olacağını biliyor (festival bavullarımı bunun dışında tutuyorum, o benim için bambaşka bir mevzu). Dolayısıyla yolda oldukça insan sadeliği de öğreniyor çünkü fazla eşya hem fiziksel hem zihinsel yük. En çok işe yarayanın neler olduğunu zamanla keşfediyorsunuz.
5. Beklenmedik olan, sihirlidir.
Planlamak evet çok keyifli, ama beklenmeyenin kendine has bir büyüsü var. Rastgele girdiğiniz bir sokakta karşınıza çıkan harika bir bina, bir yeri ararken kaybolup tesadüfen daha güzel bir yer bulmak, gitmek istediğin restoranda yer olmayınca ilk gördüğün restorana oturup harika bir yer keşfetmek… Beklenmeyenin heyecanı da, keyfi de bence bambaşka. Bunu deneyimledikçe insan kendi hayatındaki beklenmeyenlere ve sürprizlere de daha açık hale geliyor.

6. Koşturdukça değil yavaşladıkça güzellikleri görüyoruz.
Bir yere gittiğimizde kocaman bir yapılacaklar listemiz olur. Görülecek onlarca müze, meydan, tarihi yapı, denenecek sayısız yemek vardır. Ve bütün bunları 3-4 güne sığdırmak zorunda hissederiz kendimizi. Seyahat etmeden önce insanın kendisine sorması gereken şey bence şu: Bunların hangileri benim gerçekten ilgimi çekiyor, hangilerini görev olarak görüyorum? Çünkü bazılarını gerçekten de sadece yaptım demek için, herkes öyle yapıyor diye yapıyor insan. Her şeyi öylesine yapmak yerine, gerçekten ilginizi çeken birkaç tanesini seçip sindirerek yaptığınızda, işte o zaman deneyim kazanmış oluyorsunuz. Ve bir şehir, sokaklarındaki barlarda, cafelerde bir kadeh şarabınızı yudumlayarak insanları izlerken, kitabınızı okurken, not defterinize bir şeyler karalarken, yani molalarda size gerçek yüzünü gösteriyor aslında. O yüzden koştur koştur yapılacaklar listesini tamamlamak yerine yavaş yavaş, sindire sindire gezmek insana gerçekten bir şeyler öğretiyor ve güzelliklerin keyfine varmasını sağlıyor.
7. Yalnız kalabilmek, aslında kendini sevmek demek.
İnsanın başkasıyla arkadaş olabilmesi için önce kendi ile arkadaş olabilmesi, bunu yapabilmesi için de yalnız kalmayı ve kendini dinlemeyi öğrenmesi gerekiyor. Tek başına seyahat, insana bunu çok güzel öğretiyor. Her şeyi birileriyle birlikte yaptığımız zaman, kendimizi dinleyecek vaktimiz olmuyor. Ama kendimizle kaliteli vakit geçirmeyi öğrendiğimiz zaman gerçekten de kendimizle arkadaş olmaya, kendimizi yakından tanımaya başlıyoruz. Ve kendimizi tanıdıkça, kendimizi kabul ettikçe, başkaları ile de çok daha sağlam ilişkiler kurabiliyoruz.

İşte böyle. Tüm bu yolculuklar bana sadece yeni şehirler, yeni tatlar, yeni manzaralar göstermedi, kendimi tanımanın, hayatı sindirerek yaşamanın ve bilinmeyene güvenmenin ne demek olduğunu öğretti. Seyahat ettikçe hayat ile ilgili fark ettiğim ve özümsediğim çok fazla şey oldu. O yüzden artık bir yere gitmek, sadece bir yere gitmek değil benim için—kendime bir adım daha yaklaşmak demek.
