Milano Gezi Rehberi (ve kayıp bavulun hikayesi)

Milano, 2014 yılında İtalya ile ilk tanıştığım şehir olma özelliğini taşıyor benim için. Tabii o zaman seyahat blogum yok, üniversite öğrencisiyim, bir yaz tatilinde bavulumu alıp bir aylığına tek başıma Avrupa’ya gidiyorum. Almanya, Belçika sonrası durağım İtalya. Kuzenim o sırada Milano’da yaşıyor, ben de bu bahaneyle İtalya’yı gezmiş oluyorum. Milano’nun başlıca görülecek yerlerini gezip bolca alışveriş yaptıktan sonra abartısız yüze yakın sivrisinek ısırığı ile Türkiye’ye dönüyorum. O zamanki Milano seyahatinin özeti benim için buydu, bu sefer de pek olaysız geçmedi. Anlatacağım. 

Milano’yu sevmeyen, iki günde biter diyen, görecek pek de bir şey yok orada diyen birkaç kişiyle karşılaşmış olmanız olası. Eğer bir yeri anlamak istiyorsanız hiçbir yer iki günde bitmiyor bir kere, bu konuda anlaşalım. İkincisi, bence Milano gayet güzel bir şehir. Fakat genel bir kıyaslama yapacak olursak İtalya’nın o romantik havasından, sıcak renkli evlerinden biraz uzak bir imaj çiziyor. Hani o filmlerdeki İtalya’yı arıyorsanız geleceğiniz yer Milano olmayabilir evet. Milano biraz daha modern, biraz daha farklı kalıyor. Aslında Milano’yu sevip sevmemeniz ne beklediğinize bağlı olarak değişiyor. O aradığınız İtalya burada değil belki de, ama diğer şehirlerle kıyaslamayıp kendisi olarak sevmeyi denerseniz, Milano’yu çok da güzel sevebilirsiniz. 

Şehirde hem görecek epey şey var, hem gezilecek müzeler var, hem de bolca alışveriş var eğer meraklısıysanız. Şehrin modern havası, geniş meydanları, şık sakinleri, keyifli restoranları sizi gayet güzel içine çekiyor. Sokaklar yine sıcak renklerde, belki Roma kadar değil, ama her şekilde İtalya’da olduğunuzu hissedebiliyorsunuz. 

İlk ziyaretimdeki sivrisinek saldırısından sonra ikinci seyahatimde daha farklı bir şeyle uğraştım: Uçuş sonrası bavulum gelmedi. Gelir yahu diye beklerken, gerçekten gelmediğini fark edip Lost & Found’a gittikten sonra, oradaki görevli ‘İstanbul’da kalmış raporladılar, bir sonraki uçakla hemen gönderecekler, birkaç saate gelin alın’ dedi. Ertesi gün gittim, yok. Havayolu firması bizim boy boy şikayet storylerimizden sonra arayıp ‘bilmiyoruz nerede’ diyor falan, işler iyice karıştı. Benim tek bir parça eşyam yok, hani el çantanızı alıp ülke değiştirmişsiniz gibi düşünün, bir de on gün kalacaksınız. En basitinden diş fırçanız yok, çorabınız falan yok. Türkiye sıcaktı, montu bavula atmıştım elimde taşımayayım diye, ee o da yok, Milano 12 derece. Derken benim bütün seyahatim alışveriş bağımlısı gibi mağazalarda geçti. Bir günü de havaalanına git gel yaptım derken gerçekten de Milano için planladığım hiçbir şeyi yapamadım diyebiliriz. Neyse, ben sizin için yapılması gereken şeyleri yazacağım, benim yapamadıklarımı siz yaparsınız. Deneyip gördüklerimi zaten paylaşacağım. Bavul ne oldu diye sorarsanız, geldi, ama on günlük seyahatin sonunda geldi, sonra Ankara uçağına verdim, sonra Ankara’da yine kayboldu, yani aynı bavul on günde iki kez kayboldu, dinlemesi komik bir hikaye. 

Havaalanında günde milyonlarca bavul taşındığını varsayarsak, aslında bazı bavulların geride kalması, geç gönderilmesi benzeri durumlar sürpriz değil. İnsan hatası sonuçta, olabilir. Fakat böyle durumlarda havayolu şirketlerinin hatayı kabul ederek hızlıca aksiyon alması gerekiyor. Bu olay sonucunda gördüğüm üzere havaalanı çalışanları ve havayolu firmaları çalışanları birbirlerinden o kadar habersiz ki, biri bir şey derken öbürü başka şey söylüyor. Ayrıca dediğim gibi evet bir hata olmuş ve bavul bir şekilde yüklenmemiş olabilir, ama benim durumumda havayolu şirketinin hiçbir şekilde ilgilenmemiş olması epey problem yarattı. Biz hepimiz instagramdan defalarca story paylaştıktan sonra (bavul kaybolduktan 2 gün sonra o da) beni arayıp ‘nerede olduğunu bilmiyoruz’ demeleri, benim o şehirden ayrılacağımı bildirip ‘bavulu bulursanız Ankara adresime gönderin’ dememin üzerine bunu hiç dememişim gibi ayrıldığım şehre bavulu göndermeleri, yeni eşyalar almak için harcamak zorunda kaldığım para, kaybolan bavula ödediğim ek bagaj ücreti, attığım maillere asla cevap gelmemesi, bir de üstüne aynı bavulu ikinci kez kaybetmeleri gerçekten de birbirlerinden ne kadar habersiz çalıştıklarının, organizasyon eksikliğinin ve problem çözme beceriksizliğinin bir kanıtı. Bavulum günler sonra Ankara’da bana teslim edildikten sonra ‘bavulunuz havaalanına geldi, ne zaman alacaksınız’ diye telefon gelmesi de ayrıca komikti. Anladığım üzere çalışan bir sistem yok, kimsenin de birbirinden haberi yok. 

Böyle bir durum başınıza gelirse eğer, telefon ve mail yoluyla havayolu firmasına mutlaka ulaşmayı önce bir deneyin. Cevap alamamanız olası, bu durumda da sosyal medyanın gücünü kullanmanızı tavsiye ederim. Biz o storyleri paylaşmasak, muhtemelen bir geri dönüş alamayacaktık. Kayıp bagajınız yüzünden harcama yapmak durumunda kalacaksınız, o fişleri de saklayın. Almak zorunda kaldığınız ürünlerin fişlerini havayolu firmasına mail olarak iletin ve geri ödemelerini isteyin. Biraz can sıkıcı bir süreç ama yeterince sabrederseniz sonuçlanması mümkün. En azından benimki öyle oldu.

Kayıp bavulun hikayesini yeterince anlattıysak, şimdi de Milano gezi rehberine geçelim. 

Havaalanından şehre ulaşım 

Türkiye’den Milano’ya uçuşlar, Milan – Malpensa ve Milan – Bergamo şeklinde iki farklı havalimanına yapılıyor. Bergamo’dan direkt Milan – Centrale istasyonuna giden otobüsler var, 1 saat sürüyor, 12 euro ücreti. Taksi 130 euro civarında tutuyor. Malpensa’dan da tren veya otobüs ile yine Milan – Centrale’ye direkt olarak ulaşabiliyorsunuz. 

Milano’da şehir içi ulaşım 

Milano’da metro ağı iyi olsa da şehirde bence en kullanışlı ulaşım aracı tramvaylar. Her yere gidiyorlar, çok sık geçiyorlar ve oldukça kullanışlılar. Yürümek tabii ki en güzel şey evet bence de öyle, ama bazen bir yerlere yetişirken toplu taşıma hayat kurtarıyor. 

Milano’ya ne zaman gidilir? 

İtalya, uzun ince bir ülke olduğundan, Milano da epeyce kuzeyde kaldığından Milano’nun genelde sıcak olacağını varsayarak giderseniz üşüme ihtimaliniz yüksek. İlkbahar ve sonbaharda oldukça serin oluyor. Ekim başında biz gittiğimizde 12-13 derecelerdeydi. Yazın da korkunç sıcak olabiliyor. Birçok şehri gezmenin en güzel zamanı ilkbahar ve sonbahar, Milano’da da bu gerçek değişmiyor. En ideal aylar için eylül ve mayıs diyorum. 

Milano’da ne kadar kalmak gerek? 

‘Milano’da yapacak bir şey yok’çuların aksine bence Milano’da yapacak birçok şey var. Ama bir Paris, bir Roma gibi de değil. Koştur koştur gezecekseniz 3 gün yeterli – ama rahat rahat gezip şehrin dokusunu kavramak isterseniz tabii biraz daha fazla kalmak gerekiyor. Milano seyahatinizi civar şehirlerle de birleştirebilirsiniz. Como Gölü’ne gidebilir, Bergamo’yu gezebilir, Verona’ya gidebilirsiniz. Hepsi oldukça yakın. Floransa da trenle iki saat uzaklıkta. Hani İtalya’ya gelmişken sadece Milano ile sınırlı kalmayıp 1-2 şehir/kasaba daha ekleyerek daha kapsamlı bir gezi planlayabilirsiniz. 

Milano’da konaklama – Milano’nun bölgeleri 

Yine her şehirde olduğu gibi, Milano’da da toplu taşımaya yakın olan birçok yerde konaklayabilirsiniz. Nokta atışı bölgeler ise bence Brera ve Navigli. Bölgeleri tek tek detaylandıralım. 

Centro Storico, Duomo, Galleria Vittorio Emmanuele gibi ana turistik yerlerin bulunduğu şehir merkezi. 

Brera, Centro Storico’nun hemen komşusu, oldukça popüler ve keyifli bir bölge. Alışveriş seçenekleri de burada çok fazla. 

Navigli, kanalların etrafında kurulmuş olan yine oldukça canlı bir bölge. Turist kalabalığından daha uzak ve bu bölgede oldukça güzel barlar ve mekanlar var. Biz burada konakladık ve bölgeyi oldukça sevdik. 

Porte Venezia, mimarisiyle öne çıkan bir bölge. Art Nouveau tarzı binaları çok seveceksiniz. 

Isola/Porta Nuova bölgesi ise özellikle alışveriş için harika, ayrıca ikinci el vintage alışveriş dükkanlarının bulunduğu bir bölge. 

Nerede kalmamalıyım diyorsanız da geceleri pek güvenli olmayan yerler şu şekilde: via Palmanova, Zona Corvetto, Quarto Oggiaro, Lorenteggio.

Milano pahalı mı? Milano bütçesi 

Milano aslında oldukça pahalı izlenimi veriyor olsa da biz Türkiye’deki fiyatlarla yaşamaya alıştığımızdan mıdır nedir, çılgınca pahalı yerlere gitmiyorsanız öyle çok da pahalı değil. Kokteyller 8-12 euro civarında, kahve zaten 1-2 euro, ben bavulumu kaybettiğim için birçok dükkan gezdim ve 20 euroya ortalama bir İtalyan hazır giyim markasından kot buldum, 15 euroya etek aldım falan derken dediğim gibi çok pahalı yerlere gitmiyorsanız artık bize neredeyse her yer Türkiye’den ucuz maalesef. Tabii bu pahalı ucuz konusu sizin ne yapmak istediğinize ve nasıl bir seyahat planladığınıza göre değişiyor, ama şehir ortalamasından bahsediyorsak öyle acayip pahalı bir tarafı yok şehrin.

Milano güvenli mi? 

Milano ekstra güvensizliği ve tehlikesi olan bir şehir değil. Herhangi olumsuz bir durum yaşamadık. Ama turistik yerlerde eşyalarınıza sahip çıkmak zaten genel olarak alıştığımız ve bildiğimiz bir durum. Ayrıca solo kadın traveller olarak da gayet rahat seyahat edebileceğiniz bir yer. 

Milano’da gezilecek yerler 

Leonardo Da Vinci’nin Son Akşam Yemeği 

Alışık olduğumuzun aksine Leonardo Da Vinci’nin en ünlü eserlerinden biri olan Son Akşam Yemeği, bir müzede yer almıyor, eser, Milano’da bulunan Santa Maria delle Grazie kilisesinde bir fresk. Tahmin edeceğiniz üzere oldukça popüler ve bilet bulması da çok zor. Biletlerinizi çok önceden almanız gerekiyor, Borghese ve burası dışında bu kadar bilet bulunamayan hiçbir yerle karşılaşmadım diyebilirim. 

Milano’da gezilecek yerler kısmını bölge bölge ayırmayı tercih ettim kolay planlayabilmeniz açısından, ama Son Akşam Yemeği için ayrıca başlık açtım. 

Centro Storico Bölgesi 

Duomo di Milano – Duomo Meydanı 

Gotik ve Rönesans mimarisi tarzında 108 metre yüksekliğindeki bu görkemli kilisenin yapımına 1386 yılında başlanmış ve son detayları 1965 yılına kadar bitmemiş. Vatikan haricinde İtalya’daki en büyük ve dünyadaki üçüncü en büyük kilise olma özelliğini taşıyor. Zaten Milano’ya gidip Duomo Meydanı’nı görmemeniz imkansız, görüp de Duomo’dan etkilenmemeniz de öyle. Duomo’nun içini de gezebiliyorsunuz, eğer sadece içeriye girmek istiyorsanız giriş ücretsiz fakat içindeki müzesini gezecek ve tepeye çıkacaksanız bilet almanız gerekiyor. 

Galleria Vittorio Emmanuele II

İtalya’nın en eski alışveriş merkezi olma özelliğini taşıyan Galleria Vittorio Emmanuele II, Prada, Louis Vuitton gibi İtalyan markalarının yanısıra içinde 1867 yılında kurulan Biffi (restoran & cafe), Marchesi 1824 ve Camparino gibi klasikleşen mekanları barındırıyor. Alışveriş merkezlerinden hiç haz etmeyen biri olarak, Galleria Vittorio Emmanuele II gibi bir alışveriş merkezi yapılmayacaksa yapılmasa keşke diye düşünmeden de edemiyorum böyle yerleri her gördüğümde. 

La Scala & Piazza della Scala 

Galleria Vittorio Emmanuele II’nin bir diğer tarafı ise Opera Meydanı. Milano’nun opera binası burada bulunuyor. Opera binasını ve müzesini gezebiliyorsunuz. Müze ve binayı gezmek için rehberli tur da satın alabilirsiniz. Ayrıca böyle güzel opera binalarında temsil izlemek ayrıca keyifli oluyor, o yüzden programı inceleyip önden bilet de alabilirsiniz. 

1861 yılından beri Milano’nun belediye binası olarak hizmet veren Palazzo Marino da Piazza della Scala’da yer alıyor. 

Castella Sforzesco 

14. Yüzyıl’dan kalma kalıntılar üzerine 15. Yüzyıl’da inşa edilen bu Orta Çağ kalesi, daha sonrasındaki yüzyıllarda genişletilerek döneminin en büyük kalelerinden olma özelliği taşıyor. Günümüzde oldukça geniş bir müze olarak hizmet veriyor. 

Eski şehir bölgesinde ayırca modern sanat müzesi olan Museo del Novecento ve de yine müze olarak hizmet veren Palazzo Reale de yer alıyor. Eski şehir bölümü oldukça kalabalık olsa da, Milano burada bitmiyor. Milano bir günde biter yaa diyemiyoruz bu yüzden. 

Brera Bölgesi 

Centro Storico’dan fazla uzaklaşmadan şehrin en keyifli bölgelerinden biri olan Brera’ya geçiş yapıyoruz. Brera, modern sanatla, modayla, tasarımla iç içe bir bölge. Brera benim ilk geldiğimde çok severek gezdiğim, fakat bu seyahatimde bavul peşinde koşmaktan vakit ayıramadığıma üzüldüğüm bir bölge oldu, o yüzden fotoğraf maalesef çekemedim. Siz bana güvenin, şehrin gerçekten en keyifli bölgelerinden biri. 

Pinacoteca di Brera & Accademia di Belle Arti 

13. Yüzyıl’dan 20.Yüzyıl’a kadar olan İtalyan resimlerine ev sahipliği yapan ve Güzel Sanatlar Akademisi’nin bir parçası olan Pinacoteca di Brera, Milano’nun en popüler müzelerinden biri. Bazen ‘Talks in the Gallery’ adı altında giriş biletine dahil, rehbere ekstra ücret almadan turlar sunuyorlar. Braidense Ulusal Kütüphanesi de bu bina kompleksinin içinde yer alıyor. Ziyaret edebiliyorsunuz, ama bildiğim kadarıyla önden rezervasyon yaptırmak gerekiyor. 

Brera Botanical Garden da Brera’ya geldiğinizde ücretsiz ziyaret edebileceğiniz yerlerden bir tanesi. 

Santa Maria del Carmine, tabii ki bir Duomo olmamakla birlikte Brera’nın ana kilisesi diyebiliriz. Piazza del Carmine de barları ve cafeleri ile oldukça canlı ve keyifli meydanlardan. 

Navigli Bölgesi 

Naviglio kanallarının etrafına kurulmuş olan Navigli bölgesi, Milano’nun oldukça canlı ve keyifli bölgelerinden biri. Biz de bu sefer burada konakladık, oldukça da memnun kaldık. Duomo’ya 3 km uzaklıkta, toplu taşıma ağı oldukça iyi bir bölge. Turistik olarak burada öyle yapacak çok fazla şey olmadığı için şehrin en merkezine kıyasla daha az kalabalık. 

Her ayın son pazar günü, Naviglio Grande çevresinde yüzlerce standın bulunduğu bir antika pazarı kuruluyormuş, bilginiz olsun. Kalış tarihleriniz denk geliyorsa kaçırmayın. 

Bölgenin yeşil alan ihtiyacını ise Parco Giovanni Paolo II karşılıyor. 

Porte Venezia Bölgesi 

Yine bir sanat, yine bir güzellik bölgesindeyiz. Milano’da sıkılırsınız diyenler utansın. Porte Venezia, modern sanat galerileriyle ve mimarisiyle öne çıkan bir bölge. Art Nouveau tarzı binalara burada sık sık rastlamanız mümkün. Via Abraham Lincoln, rengarenk evlerle dolu bir sokak. Corso Venezia ise art nouveau tarzı binalarla süslü bir cadde. 

Isola/Porta Nuova Bölgesi 

Isola / Porta Garibaldi / Porta Nuova, Milano’nun en lüks bölgelerinden. İkinci el dükkanları, alışveriş caddesi Corso Como’yu bu bölgede bulabilirsiniz. Corso Como üzerinde bulunan 10 Corso Como, içinde birçok şeyi bulabileceğiniz bir alışveriş kompleksi. Ben kayıp bavul peşinde havaalanına git gel yaparken Nihan ve Yağmur buradan bol bol alışveriş yapıp keyif yapıyorlardı mesela. 

Milano Gezi Rehberi – kısa kısa 

  • Milano, İtalya’nın kuzeyinde kaldığı için soğuk olabiliyor. Yağmur ve soğuğu düşünerek bavul hazırlamak hayatınızı kolaylaştırabilir. 
  • Konaklama için nokta atışı iki bölge: Brera ve Navigli. 
  • Tramvaylar şehirde her yere gidiyor ve en kullanışlı ulaşım aracı. 
  • Galleria Vittorio Emmanuele II’nin içinden yürüyerek Opera Meydanı’na geçmeyi unutmayın. 
  • Aperitivo, Kuzey İtalya’nın meşhur bir alışkanlığı. Yeme içme rehberinde detaylı behsediyorum fakat burada da söyleyeyim, Navigli’de kanal kenarında aperitivo yapmak çok keyifli. 
  • İkinci el alışveriş ile ilgileniyorsanız Nihan’ın en sevdiği ve bavul bavul alışveriş yaptığı Humana Vintage, hem ucuz hem epey orijinal parçalar satıyor. 
  • Milano’yu baz alarak Como Gölü, Verona gibi küçük yerleri günübirlik gezebilir, ya da seyahatinize bizim yaptığımız gibi Milano’dan başlayıp Floransa ile birleştirebilirsiniz. 

Bavulumun kaybolmadığı bir seyahatte daha detaylı ve keyifli bir şekilde görüşmek üzere Milanocum.

Detaylı Milano storyleri ve seyahat içeriklerinin devamı için instagramda buluşalım.

Bir Cevap Yazın