Kitap kulübümüzün üçüncü yılına girmiş olmak beni çok mutlu ediyor. Okuma eyleminin ikinci, üçüncü, dördüncü planlara atıldığı günümüz dünyasında bir kitap kulübü kurma girişiminde bulunmak, üstelik bunu bir-iki buluşmalık bir hevesten öte, kalıcı kılıp devam ettirebilmiş olmak düşününce gerçekten harika ve hepimizin emeği.
Kulübü kurduğumuzda benim düşünme biçimine hayran olduğum nadir insanlardan biri olan Engin Geçtan’ın ‘Hayat’ adlı kitabı ile başlamıştık bu maceraya. Tek bir alanda kalmamaya çalışıp; farklı yazarları, farklı türleri, farklı ülkelerin edebiyatlarını okumaya oldukça özen gösterdik. Dünyasına girdiğimiz her kitap bize farklı bir dönemin kapılarını açtı, bizi farklı bir ülkeyle tanıştırdı, yeri geldi zamanda yolculuk yaptık, yeri geldi bir bakış açısını derinlemesine inceleyerek farklı vizyonlar edindik.
İkinci yılımızı bitirdiğimiz buluşmamızda, kitap kulübümüzün üyeleri için bugüne kadar okuduğumuz yazarların sözlerinden beğendiklerimi seçerek kitap ayraçları tasarladım. Bunu yaparken de bugüne kadar neredeyse hep erkek yazarları okuduğumuzu fark ettim. Özellikle seçmemiştik, fakat bir şekilde öyle denk gelmişti. Buluşma sonrası bu kez türünden bağımsız olarak kadın yazarların dünyasına adım atmak istedik. Kadın çoğunluğu olan bu kulüpte bunu o güne kadar fark etmemiş olmamız aslında biraz da bizim ayıbımız elbette ki. Bir şekilde ağırlığı erkek yazarlara vermişiz.

Aday üç kitabımız arasından George Sand’in hayat öyküsü, oy çokluğuyla birinci seçildi. George Sand, ilginç ve tanımaya değer bir karakter. 1800lerin Fransa’sında büyümüş, o dönemlerin en net ayrımı olan burjuvazi ve halk ayrımı arasında kalmış, alt sınıftan görülen bir annenin ve daha üst sınıf olarak kabul edilen bir babanın kızı. Çocukluk dönemi, Napolyon’un en güçlü olduğu döneme denk geliyor. Zaten o dönem Fransa karmakarışık, dönemin tarihi ile ilgili biraz bilgi edinince insan kitabı daha da iyi anlıyor. Kitapta çocukluğunun ilk anılarından tanımaya başlıyoruz Sand’ı. Çocukluğunu öyle güzel anlatıyor, öyle güzel geçiriyor ki duyguyu karşı tarafa, anılarını onunla birlikte yaşıyorsunuz. Bir çocuğun gözünden hiç düşünmediğiniz şekilde düşünüyor ve bakıyorsunuz onun çocukluğunu okurken. Sadece çocukluğun değil tabii, ergenliğin ve yetişkinliğin de ruh halini, düşünce yapısını karşıya çok net bir şekilde aktarıyor.
Sand, döneminin ötesinde bir karakter. Kadına benimsetilmek istenen rollerin üstüne çıkmayı içgüdüsel olarak başarabilmiş. Bu olduğu haline nasıl geldiğini okurken daha iyi şekillendiriyorsunuz kafanızda elbette. Çok duygusal ve yüksek empati gücüne sahip bir karakter olmakla birlikte oldukça da mantığını dinleyen bir kadın.

Kitapta herhangi bir bölüm yok, 350 sayfa sürüp gidiyor. İlk yüz sayfa çocukluğunu, ikinci yüz sayfa manastırdaki hayatını ve son yüz elli sayfa artık genç yetişkinliğini ve yetişkinliğini, ilişkilerini okuyoruz. Balzac’ı, Chopin’i, Eugene Delacroix’yı onun gözünden dinliyor, tanıyoruz. Sadece kendini değil, hayatına bir şekilde dahil olan karakterleri de oldukça yalın aktarıyor karşıya. Anlatım dili temiz, sade, akıcı. Ortada aşırı merak uyandıran aksiyon dolu bir hikaye yok, ama kitap akıp gidiyor. Çeviriyi övmeden de geçmemek lazım, bence oldukça başarılı bir çevirisi var kitabın.
George Sand ile benim tanışmam ise yıllar önce Chopin vasıtası ile olmuştu. Müziğe olan aşkımı çok da anlatmama gerek yok, zaten her fırsatta konuyu bir şekilde müziğe getiririm, bunun ilk mimarı ise beni yedi yaşımda piyano derslerine veren annem. O dönem klasik müzik eğitimim beni Chopin’le tanıştırınca, Chopin çok kısa süre içinde en sevdiğim besteci haline geldi ve ben de yıllarca eserlerini büyük bir hayranlıkla piyanoda çaldım. Karakter itibariyle oldukça naif ve kırılgan olan Chopin’in eserleri de kendisi gibi, ve kendisinin ötesinde, dünyanın ötesinde. Bazı eserleri melankolik duygular uyandırıyor olsa da bende genelde melankoliden ziyade sevinç ve huzuru çağrıştırıyor diyebilirim. İşte George Sand ile tanışmam da Chopin’le olan ilişkisi sebebiyle oldu. Sekiz yıllık inişli çıkışlı bir birliktelik yaşıyorlar ve bu birliktelik ikisinin hayatında da oldukça yoğun yer kaplıyor. Chopin’in hayatını daha detaylı okumak isterseniz Aydın Büke’nin Chopin biyografisini önerebilirim, Chopin ve George Sand’ın ilişkisinin detaylarını da Sand’ın A Winter in Mallorca adlı kitabında bulabilirsiniz. Chopin’in müziğini daha yakından tanımak isterseniz de hazırladığım bu playliste bakabilirsiniz.
Toparlamak gerekirse, eğer farklı kadın figürleri tanımaktan, tarih ve otobiyografi okumaktan hoşlanıyorsanız George Sand’ın hayatı ilginizi çekebilir.
Kitap kulübümüzde olan, emek verip kitapları okuyan, hala okuma eyleminin önemini bilen herkese bir kez daha teşekkür etmek istiyorum, sonraki kitaplarımızda buluşmak üzere.
