Bu kadar geziyor olmama rağmen Amsterdam, doğru düzgün gezebildiğim bir şehir olmadı bugüne kadar. Yakınlarına (özellikle Brüksel’e) defalarca gittim ama buna rağmen Amsterdam’a istediğim vakti hiç ayıramadığım için blogda doğru düzgün bir Amsterdam rehberi bulunmuyordu. Bu kez Eindhoven ile birleştirerek Amsterdam’a da -istediğim kadar olmasa da- bir miktar zaman ayırıp şehri daha iyi anlayacak fırsatı bulabildim.
Amsterdam, size her yönden çok fazla şey sunan bir şehir. Her müzeyi gezmeniz tek seferde mümkün değil – en azından sindirerek ve anlayarak. Şehri sokak sokak, müze müze keşfetmek, size sunduğu güzellikleri sindire sindire yaşamak epey zaman alacaktır. Bu çeşitliliği sadece lokal mutfak için söyleyemeyeceğim, bu tarafların mutfağı beni öyle çok fazla heyecanlandırmıyor çünkü, ama diğer büyük şehirlerde olduğu gibi dünya mutfağı örnekleri ise tabii ki kaliteli.


Geçen seferki Amsterdam ziyaretimde hava öyle kötüydü ki, yağmurlu ve rüzgarlı diye tanımlamak yetmez, üzerimize kovayla su boşalttılar diyebilirim en hafif şekilde. O yüzden öyle tatlı tatlı sokaklarda dolanmak yerine, en az ıslanabileceğimiz opsiyonları değerlendirmiş, Rijksmuseum’u gezmiştik. Bu kez bir gün güneşli, bir gün yağmurlu, bir gün serin gibi farklı farklı yüzlerini gösterdi bize şehir ama yine de bir şekilde günün bir kısmı mutlaka serin geçtiği için Amsterdam’da güzel giyinmeyi kesinlikle başaramayıp, bir kilometre uzaktan turist olduğumu belli edecek kıyafetlerle gezebildim maalesef. Kotum, sweatshirtüm, belime bağladığım yağmurluğum, yağmurdan ıslandığı için tepeden topuz yaptığım saçlarım ve boynuma astığım fotoğraf makinemle gezerken, içimden ‘şöyle şıkır şıkır giyinebilseydim keşke’ dedim ve bu planı bir sonraki Amsterdam seyahatime erteledim.
Hadi biraz şehri, mekanları, müzeleri, yemekleri detaylandıralım.
İçindekiler
Amsterdam’da Ulaşım
Amsterdam’da ulaşım oldukça rahat. Genel olarak elbette bol bol yürüyeceksiniz ama tramvay aslında en büyük kurtarıcınız. 2 ve 12 numaralı tram Central Station’dan başlayarak, turistik olarak gezebileceğiniz neredeyse her yere gidiyor veya hepsinin oldukça yakınından geçiyor. Bindikten sonra kredi kartınızla içeriden bilet alabileceğiniz için de bilet aramanıza gerek yok. Bu arada her seferinde buna gülüyorum, Amsterdam’da tramvayların içinde muavin gibi bir şey var, böyle arada yüksek sesle bir şeyler anons ediyor, binenler bilet bastı mı diye bakıyor, ortalara doğru ilerleyelim falan diyor. Başka bir Avrupa şehrinde hiç denk gelmediğim bir uygulama.
Ulaşımın rahatlığının hayatınızı kolaylaştıracak olmasının bir sebebi de havanın güzel olma ihtimalinin düşük olması. Genel olarak yağmura yakalanmanız mümkün olduğu için ve yağmurda rüzgarda yürümek öyle çok da keyifli olmadığı için tramvayların her yere gitmesi ve çok sık olması hayatınızı kurtaracak.
Amsterdam’da Konaklama
Amsterdam’da konaklama oldukça pahalı. Dolayısıyla bütçenizi belirleyip ona göre kalacağınız bölgeyi seçmeniz gerekiyor. Çok merkezde kalırsanız konaklamaya epey bütçe ayıracaksınız demektir, tramvay kolaylığı nedeniyle 2 veya 12 numaralı tramvay ile kolayca ulaşabileceğiniz herhangi bir yerde kalabilirsiniz bence. Metroya yakınlığına da bakabilirsiniz.


Fiyatları şöyle örneklendireyim, biz Generator Hostel’de kaldık, şehrin tam merkezinde bulunmamakla birlikte çok tatlı bir şehir parkı olan Oosterpark’ın içinde yeri. Hostel ama özel odaları var, bizim odamız 4 kişilikti, yalnız odada 3 kişi zor hareket ediyorduk, eşyalar için de neredeyse yer yoktu odada, aşırı küçüktü, yataklar ranza falan, sadece özel banyosu vardı. Konforu seven birine tavsiye etmem, ve biz kişi başı bu odaya 90 euro ödedik, hani fiyat bakımından bir fikriniz olsun diye diyorum. Genel olarak Amsterdam’da paylaşımlı hostel odalarında kalmak çok tercih ediliyor fiyatlardan dolayı. Bu konaklama işi kişiye göre çok değişse de ben tam bir konforcu olduğum için başka bir seçeneğim yoksa hostel tercih etmiyorum.
De Pijp, Jordaan, Oost bölgelerine bakabilirsiniz. De Wallen, Biljmer, Slotervaart bölgeleri için ise konaklamanın pek güvenli olmadığına dair söylentiler var.
Amsterdam Pahalı mı? Amsterdam Bütçesi
Amsterdam’da fiyatların yüksek olduğunu söyleyebiliriz. Yukarıda konaklamadan bahsettim, yeme içme fiyatları da yüksek sayılabilir. Müze girişleri 18-24 euro arasında değişiyor, kahve 3-4 euro civarı, ana yemekler 20den başlıyor, kızarmış tatlı patates veya normal patates ise çoğu yerde 5 euro civarı. Bira 4-8 arası, kadeh şaraplar da 7-10 arası değişiyor. Aslında pahalı diyoruz ama, bütün bu fiyatları TL cinsine çevirdiğimizde İstanbul’dan öyle çok da farkı olmuyor da diyebiliriz.
Amsterdam’da Gezilecek Yerler
Museumplein
Rijksmuseum & Stedelijk Museum
İlk olarak mutlaka uğramanız gereken Museumplein ile başlayalım. Burası en popüler müzelerin hepsinin bir arada bulunduğu bir bölge. Şu noktada bir uyarı yapmak isterim: Bu müzeleri aynı güne koymayın çünkü müzelerin hepsi zaman istiyor. Yani elbette hepsini bir günde gezebilirsiniz, neden olmasın, ama öyle yapacaksanız hiçbir esere dikkatinizi veremeden önünden yürüyüp geçerek gezebilirsiniz ancak. Eğer düzgünce ve sindirerek gezmek istiyorsanız günde bir tanesini seçmeniz gerekiyor. Hadi iki olsun, ama Rijksmuseum’u başka bir müze ile eşleştirmeyin derim. Van Gogh + Stedelijk Museum yapabilirsiniz mesela.
Rijksmuseum, Amsterdam’ın Louvre’u diyebiliriz. İnanılmaz bir koleksiyona sahip, müze binası da muhteşem, kütüphanesini de gözden kaçırmayın. Tam günlük bir müze turu burası için ancak kurtarır.
Stedelijk ise modern sanat müzesi. Kalıcı koleksiyonunun yanında, geçici koleksiyonları da gitmeden internetten inceleyebilirsiniz. Van Gogh ve Rijksmuseum’un aksine, buraya online bilet almadan da yer bulabiliyorsunuz. Müzeyi gezmeseniz bile içerideki kitapçı kısmına bakabilirsiniz, güzel sanat kitapları oluyor.
Van Gogh Museum
Van Gogh’un en kapsamlı koleksiyonu haliyle burada bulunuyor. Ressamın iç dünyasının karanlığının aksine rengarenk sarılarla, mavilerle resmettiği müthiş eserlerini görmek ve Van Gogh’u daha iyi anlamak için gezilmesi gereken bir müze.


Müze biletlerinizi mutlaka online almanız gerekiyor, müzenin kapısına gidip de ‘alamıyoruz bilet kalmadı’ demelerini duymanız mümkün. Bu riske hiç gerek yok, direkt online alın. Hatta Amsterdam’a gitmeye karar verdiğiniz an alın çünkü bazen bir bakıyorsunuz önünüzdeki on gün bilet yok, bir bakıyorsunuz ertesi güne bilet var. İnsanın zaten bir şehirde kısıtlı süresi olunca böyle riskleri sıfıra indirmesi – eğer mümkünse – daha mantıklı oluyor.
Müzeye 3-4 saatinizi ayıracak şekilde plan yaparsanız gayet yeterli olacaktır diye düşünüyorum.
Müzeler sonrası kısa bir mola
Bir kadeh bir şeyler içmek için: Ten Good Food & Cafe
Burası Stedelijk Museum binasında bir cafe. Bence yemekler hem biraz pahalı hem de öyle şahane durmuyordu ama benim müzeye giriş saatime epey vardı, aç da değildim ve bir kadeh bir şeyler içeyim ve fazla uzaklaşmayayım demiştim, buraya oturdum. Hem içeride hem dışarıda oturma alanı ferah, çok da kalabalık değildi öğlen saatlerinde. Ben böyle sıkışık olmayan yerlerde rahat ve uzun süre oturmayı sevdiğim için böyle yerlere denk gelince seviniyorum.
Müze sonrası yemek: The Seafood Bar
Museumplein’a beş dakika yürüme mesafesi olan The Seafood Bar oldukça popüler. Ben rastgele gitmeye karar verdiğim için rezervasyon yaptıracak vaktim olmamıştı, yer olmadığı için de barda oturdum. Gitmeye biraz daha önceden karar verirseniz rezervasyon yaptırıp gitmek iyi bir fikir. Çok çok lezzetli yemekler, fiyatlar uçuk değil, şarap seçkisi iyi, ortamı da hoş derken Amsterdam favorilerimden biri haline geldi.


Damsquare
Damsquare, Amsterdam’ın en turistik meydanı. Yolunuz zaten buradan mutlaka geçecek. Royal Palace burada. Aynı zamanda ana meydanların ara sokaklarını gezmek her zaman keyifli bir aktivite olduğu için rotasız bir şekilde de burada bir süre dolanabilirsiniz.
Rembrandtplein – Foam (Photography Museum)
Hollandalı ünlü ressam Rembrandt’ın bir süre bu meydan civarında yaşaması sonucu adını alan bu meydanda ressamın bir heykeli de bulunuyor. Fotoğraf müzesi buraya çok yakın, minik ama güzel bir müze eğer fotoğraf ile ilgiliyseniz.


Vondelpark
Vondelpark, şehrin en bilinen parkı. Şehir parklarında vakit geçirmeyi hep sevdiğim için mutlaka listeme ekliyorum. Turistler arasında da oldukça popüler bir park olduğu için kalabalık oluyor, ama büyük olduğu için öyle hissettirmiyor. Bir de hava güzelse çok güzel zaman geçiriliyor.
Tramvayla kolayca ulaşabiliyorsunuz.


Oosterpark
Şehrin daha az bilinen ama çok güzel bir parkı olan Oosterpark civarı, konaklamak için de güzel. Şehir içi kadar kalabalık değil, sakin ve geniş bir park. Şehirden uzak da değil aslında, tramvayla yine ulaşımı kolay. O yüzden hava güzelse hem parkta vakit geçirebilir, hem de konaklama için bu taraflara bakabilirsiniz.
De Pijp
De Pijp, şehrin son dönemlerde popülerleşen alternatif bölgelerinden. Farklı tarzların ve kültürlerin bir araya geldiği bir yer, canlı, biraz bohem. Metro ve tramvay ile ulaşımı kolay, konaklama için de tercih edilebilir. Heineken Experience burada, ben gezmedim fakat Heineken Experience Amsterdam’da oldukça popüler turistik bir aktivite. Bir de burada pazar günleri dışında her gün Albert Cuyp Market oluyormuş, 9.30-17.00 arası. Denk gelirseniz ona da bakarsınız, semt pazarlarını gezmek eğlenceli olabiliyor.


Amsterdam’da Ne Yiyelim?
Foodhallen
Semt pazarı demişken, ben bu Avrupa’da neredeyse her şehirde olan food market konseptini seviyorum. Genellikle dünya mutfaklarından çeşitli restoranlar oluyor, biranızı şarabınızı kokteylinizi de alabiliyorsunuz, Amsterdam’daki Foodhallen da tam olarak böyle bir yer.
The Avocado Show
Avokado bu dünyada en sevdiğim lezzetlerdendir. Avokado temalı bu kahvaltıcılar Avrupa genelinde yıllardır popüler, fikir çok hoş, avokadoyu türlü türlü şekillere sokup her üründe bir şekilde servis etme üzerine kurulu. Gelin görün ki hiç de öyle aman aman lezzetli değildi hiçbir şeyi. Bir kere kullandıkları avokadoların acayip lezzetli olması lazım mantıken, ıh ıh onlar bile meh diyebileceğimiz bir lezzetteydi. Benim evde hazırladığım kahvaltılar kat kat güzel, geçiniz. Bir de bize mi denk geldi yoksa genel öyle mi bilmiyorum, servis inanılmaz yavaştı.


Tek artısı lokasyonu, kanalın tam üstünde oturuyor oluyorsunuz yer bulursanız, o da hava güzelse keyifli. Masadan kalkıp gitmememizin nedeni kanalın üzerinde oturup etrafı izliyor ve çok aç olmamızdı.
Fabel Friet
Bütün blogların, instagramın, influencerların övdüğü bir yer daha. Ve uzatmadan söyleyeyim MÜTHİŞ. Bir patates ne kadar lezzetli olabilir sorusunun cevabı adeta. Hep sıra var, hep çok kalabalık, hızlı ilerliyor, korkunç bir sıra yoksa beklenir (biz 15 dakika falan bekledik sanırım). Trüflü mayonez ve parmesan en popüler seçenekleri. Gerçekten çok lezzetli, çok övülüyor ve hakediyor.


Kısa kısa
Şehir tabii bu kadarla bitmiyor, ben yine istediğim zamanı ayıramamış bulunuyorum o yüzden de geriye kalan şeyleri listeleyeceğim siz bakarsınız:
Hortus Botanicus (botanik bahçesi), Anne Frank Huis, Heineken Experience, Albert Cuyp Market, Eye Filmmuseum, kanal turu.
İyi bir bakery arıyorsanız Dam Square’e çok yakın olan Bakkerij Wolf, mesafe önemli değil diyorsanız oldukça popüler olan Fort Negen ile güne başlayabilirsiniz.
Mutlaka yağmurluk veya şemsiye alın yanınıza. Hava gerçekten ilginç olabiliyor.
Patates kızartması zaten şehirde çok güzel, ama tatlı patatesi de ihmal etmeyin. Benim öncelikli favorim tatlı patates kızartması.
Aşırı yürümek yerine tramvay ile ulaşımı tercih edip işinizi kolaylaştırabilirsiniz.
Şehrin en merkezinde konaklamak yerine birazcık daha uzak olan (yukarıda bahsettim) bölgeleri seçerseniz hem daha sakin hem de daha uygun fiyatlı bir seyahat deneyimleyebilirsiniz.
İyi eğlenceler!
